Perşembe , 23 Nisan 2015
Anasayfa » Her Taraf » Ankara’ya ‘İstanbul’dan elini çek’ denmeli
Ankara’ya ‘İstanbul’dan elini çek’ denmeli

Ankara’ya ‘İstanbul’dan elini çek’ denmeli

KORHAN GÜMÜŞ- KAMU TARAFI* / Ankara Boğaziçi’nin en değerli kamu alanlarının nasıl kullanılacağına, nasıl işlevlendirileceğine nasıl karar verebilir? Böyle bir yönetim modelinin dünyada örneği kalmadı.

 

Olay sosyal medyada “Boğaziçi’nde kalan nadir yeşil alanlardan biri olan Emirgân Korusu imara açılıyor” şeklinde yansıdı.

Büyükşehir Belediyesi “Sözü edilen arazinin bizimle hiçbir ilgisi yoktur, korunun imara açılması, satılması veya bu alana inşaat yapılması sözkonusu olamaz” diye bir açıklama yaptı.

Biz de geçen hafta yağmura-kara aldırmadan Emirgân’a gittik ve Emlak Konut Gayrımenkul A.Ş.’nin “hâsılat paylaşımı” yoluyla özelleştireceği alanları tek tek gezdik, fotoğrafladık.

Durum şöyle:

  1. Emirgân Korusu yalnızca sahildeki bir parsel. İmara açılarak satışa çıkarılan yeşil alanlar ise onun çevresinde yer alan 160 dönümlük altı dev parselden oluşuyor (Bakınız: Bianet, 10.02.2015). Büyükşehir Belediyesi “Bizimle (Emirgân korusuyla) alakası yok, bunlar ayrı parseller” diyor. Sorumluluğunun yalnızca koruyla sınırlı olduğunu düşünüyor. Haklı. Eğer kendisini bölgedeki bir özel mülk sahibi, restoran işletmesi falan gibi görüyorsa. Satışa çıkarılan parseller korunun sınırlarının dışında kalıyor. Soru şu: Şehir yönetiminin Boğaziçi’nin vadileriyle bir emlak sahibi gibi parsel bazında ilgilenmesi mi beklenmeli?
  2. İmar kısıtlamalarının olduğu yerlerde yapıldığı gibi (örneğin Vahdettin Korusu) parseller “Turizm Alanı” ilan edilmiş. Özelleştirme İdaresi, kamu tarafı hem planları hazırlıyor, hem onaylıyor, hem satıyor! Bu parsellere üç katlı binalar yapılacak. İstanbul’un yönetimine ise merkezî yönetime kaynak aktarmayı amaçlayan bu operasyonu seyretmek düşüyor. İstanbulluların haklarını savunacak şehir yönetimi nerede?
  3. Maslak’tan İstinye Koyu’na kadar uzanan bu vadi bir dere havzası. Boğaziçi’nde şehir yönetiminin gözü gibi bakması gereken bir bölge. Ancak yönetiminde bir kaos olduğu hemen göze çarpıyor. Kimi yerlerde kaçak yapılar var, kimi yerlerde yüksek duvarlarla çevrili lüks konutlar. Bu araziler de imara açıldığında bu vadide yegâne yeşil alan olarak Emirgân Korusu kalacak. Havzanın bir yönetim planı yok. Böyle yamalı bohça planlama olur mu? Kamu arazilerinin parsellere ayrılmış olması onların bütünsel bir planlama ve yönetim planından mahrum olmalarını gerektirir mi? Kamudaki değişik kurumlar ve işlevler bir bölgeyi böyle tanımlayabilir mi?
  4. Büyükşehir Boğaziçi’ndeki koruların dışı beni ilgilendirmiyor diyor, özetle. Peki, Boğaziçi’nde imara açılmayıp, korunduğu söylenen tarihî koruların durumu nasıl? Baktığımızda onların da çoktan özelleştirildiği görülüyor:
  • Korular araç otoparkına dönmüş, geniş asfalt alanlar yapılmış. Giderek İspark onları genişletiyor. Araçlar için hiçbir kısıtlama yok.
  • Beltur imtiyazlı bir şirket olarak saray niteliğindeki yapıları kendi mantığına göre kullanıyor. O zaman neden Topkapı Sarayı restoran, Dolmabahçe otel olmasın? Bu yapılar başka türlü kullanılamaz mı?
  • Bunun sonucunda yapılan müdahalelerle birçok mimari bölüm yok edilmiş. Pespayelik her yerde. Koruların her tarafına müteahhitlik eseri işler yaptırılmış.
  • Monokültür bitki dokusu oluşturulmuş. Orman vasfındaki ağaçların altına çim rulolar seriliyor. Geriye kalanına da lale.
  • Mimari miras niteliğindeki su oyunları sistemi, kültürel ve doğal peyzaj gelişigüzel uygulamalarla yokedilmiş. Onun yerine yöneticilerin zevkine göre havuzlar, süslü yollar yapılmış.
  • Art-Nouveau akımının örneği doğa canlandırmalarının istisnasız hepsi tahrip edilmiş. Yerel topografyayı veri alan göletler, kaskadlar, su sisteminin yerinde yeller esiyor.
  • Büyükşehir’in buna karşı hiçbir şekilde ekolojik onarım, kültür mirası için dengeli ve denetimli işlevlendirme gibi kaygıları yok. İstanbul’un gözü gibi bakması gereken bu şehir içindeki doğal-kültürel miras alanları için bir yönetim planı yok. İsteyen istediğini yapıyor.
  • Bu kepazeliğe bir şeyler söylemek gerekli. 1940’larda demokratik olmayan yerel yönetim bile sarayların, köşklerin bahçesini hattâ Fransız gayrimenkul şirketine satılmış olan Taksim Kışlası’nı geri alıp, park (Gezi) yapmış. Yerel yönetimden işlevini yerine getirmesini beklemek hakkımız.

 

SONUÇ

  1. Önce Ankara’ya “İstanbul’dan elini çek” denmeli. Ankara Boğaziçi’nin en değerli kamu alanlarının nasıl kullanılacağına, nasıl işlevlendirileceğine nasıl karar verebilir? Böyle bir yönetim modelinin dünyada örneği kalmadı. Merkezî yönetim şehrin doğal kaynaklarına, askerî ve işlevini yitirmiş endüstriyel alanlarına abanmış durumda. Şehrin geleceği yok ediliyor. Merkezî yönetim şehirsel rantı kontrol altına alamazsa gücünü kaybedeceğini düşünüyor. Ancak bunun sonuçları demokrasi açısından çok vahim. Medyayı, şehir ekonomisini patronaj altına alan yönetimler yalnızca otoriter ve çatışmacı bir siyasal ortam yaratır.
  2. Şehir yönetimi entegre bir yapıya kavuşmalı, otoriteler birbiriyle türdeşleşmemeli ve rakipleşmemeli.

Kamu müdahalelerinin yarattığı etkileri (imar izinleri, ulaşım kararları, işlevlerdirme biçimleri…) bilinç altına iten planlama taassubuna da dâhil olunmamalı. Şehir bu tanımlara sığmayan bir ağ sistemi içinde çalışır. Devlet aklını yeniden üreten kurumlar şehir gibi karmaşık bir mantığa sahip olan bir yapının bilimsel olarak planlanabileceğini iddia ederek bu merkeziyetçi işleyişi kolaylaştırıyorlar.

[email protected]

Etiketler: