Perşembe , 23 Nisan 2015
Anasayfa » Her Taraf » Demokrasi, hukuk ve iktisadi kalkınma
Demokrasi, hukuk ve iktisadi kalkınma

Demokrasi, hukuk ve iktisadi kalkınma

İLHAN DÖĞÜŞ* / Devletin, evrensel hukukun yanı sıra kendi kurallarına bile uymadığı, kişiye veya onun kimliğine göre keyfî kararlar aldığı ve böylece anti-demokratik toplumsal işbölümünü sabitlediği, hukukun siyasi güç entrümanı hâline geldiği bir ülkenin Putin Rusya’sından çıkartması gereken çok dersi var.

 

Benim üzerimde büyük etkisi olan değerli hocam Prof. Erol Katırcıoğlu Özgür Gündem’deki köşesinde uzun süredir katılımcı demokrasi ve onun iktisat ile ilişkisi üzerinde duruyor. Fakat gözlemleyebildiğim kadarıyla galiba bu yazılar hakettiği ilgiyi görmüyor, çünkü demokrasi ile ilgilenenler meseleyi salt kimliksel çoğulculuğa indirgerken, iktisadi sorunlarla ilgilenenlerin çoğu da demokrasiyi dert etmiyor. Aradaki bağlantının üzerine çalışan bir diğer iktisatçı ise Prof. Daron Acemoğlu.

Meseleye neoklasik iktisat paradigması içinde bakmaya devam eden Acemoğlu’na göre iktisadi kalkınma ile demokrasinin kesiştiği düğüm noktası kurumlar: Dışlayıcı kurumlar, kaynakları elit bir azınlığın denetimine tabi tutarak teknolojik sınırın ötesindeki büyümeye engel teşkil ederken, içerleyici kurumlar toplumsal kaynakların etkin dağılımını sağlayarak yapısal ve uzun dönemli büyümeyi desteklemektedir. İnovasyonu büyümenin temel dinamiği olarak tanımlayan Acemoğlu, güç çatışmalarını gözönüne alsa da, doğru kurumları “etkin sonuç” olarak tanımlama eğiliminde.

Peki, bu çerçevede, demokrasi ve iktisadi kalkınmayı nasıl bağdaştırabiliriz?

Büyümenin motorunun, inovasyon değil, inovasyonun türevi olduğu ve yatırımın da “geleceğin belirsizliği” altında gerçekleştiği üzerinden bir bağ kurulabilir belki.

Gelecek ise aslında kapitalizmin ve bankacılığın ortaya çıktığı Rönesans İtalya’sında (Genova’da) faiz yasağının kalkmasıyla belirsiz olmaya başladı ve bu sayede hiyerarşik- durağan toplumsal yapı yerine, “sözleşme imzalama özgürlüğünde eşit olan bireylere” dayalı modern toplumu kurdu. Dolayısıyla kapitalizm aslında bir “borç ekonomisi”dir ve bu itibarla güven duygusu üzerinden çalışır. O noktada, kendisi de devlet ve toplum arasındaki bir tür “üst sözleşme” olan hukuk da, geleceğin belirsizliği altında bireylerin kendi iradeleri ve risk algıları çerçevesinde sözleşmeler imzalamasının çervecesini sunar. Bu çerçevede de hak ihlallerini engellemeyi hedefler ve güven ortamını sağlayarak ekonomik sirkülasyona imkân tanır.

Demokrasi, temel olarak farklı çıkar ve tercihlerin ortaklaştırılmasını (bir tür güven inşa edilmesini) ima ettiğinden hukuk devletinin ve demokrasinin aktörü, belirsiz geleceği üzerinde irade sahibi olmak isteyen ve bu çerçevede diğerleriyle “çıkar ortaklaştıran sözleşmeler” imzalamak isteyen, karar veren “birey”dir. Geleceğin meta-anlatılarla, sembolik değerlerle belirli olduğu, baskı altına alındığı otoriter ve hiyerarşik bir toplumsal yapıda birey yeşeremeyeceği gibi sözleşmelerin de sosyal bir fonksiyonu olmayacaktır. Keza böyle bir durumda meta-anlatıların, hak ihlallerini meşrulaştırmak gibi bir fonksiyonu da olacaktır.

Bu noktada, keyfî güç yoğunlaşmalarının enstrümanı hâline gelmemiş, demokratik bir hukuk sisteminin, yatırım ve dolayısıyla büyüme- kalkınmaya inovasyon üzerinden katkısı, Neoklasiklerin iddia ettiği “mülkiyet haklarını garanti altına almasından” ziyade; toplumsal işbölümünü demokratikleştirerek ve gelir uçurumunu minimize ederek, inove edilen yeni ürünleri tüketecek, talep edecek olan yeterince güçlü bir orta sınıfın varlığını garanti etmesidir. Ayrıca Acemoğlu’nun haklı olarak vurguladığı ifade özgürlüğü ile Katırcıoğlu’nun vurguladığı katılımcılık da, ancak güçlü orta sınıfın varlığında ve demokratik toplumsal işbölümü şartlarında realize edilebilir ve inovasyona katkı sağlayabilir. Zira geleceğin belirsizliği karşısında ancak eşit olan ve eşitsizliğin minimize olduğu bir toplum, güven üzerinden birbiri ile yaratıcı ilişkiler kurabilir, sözleşmeler imzalayabilir.

Toplumsal işbölümünün anti-demokratik bir şekilde şekillendiği, demokratik sözleşmelerin kurulamadığı bir durumda; bireyler yeteneklerini- potansiyellerini gerçekleştirecekleri, keşfedecekleri ve onları ilgili işlerle eşleştirecekleri süreçlere erişemeyeceğinden, katma-değeri yüksek ürünlerin üretimi ve tüketimi ve istikrarlı derin bir büyüme mümkün olmayacaktır.

Özetle devletin, evrensel hukukun yanı sıra kendi kurallarına bile uymadığı, kişiye veya onun kimliğine göre keyfî kararlar aldığı ve böylece anti-demokratik toplumsal işbölümünü sabitlediği, hukukun siyasi güç entrümanı hâline geldiği bir ülkenin Putin Rusya’sından çıkartması gereken çok dersi var.

*Hamburg Üniversitesi, İktisat Bölümü Araştırma Görevlisi

[email protected]

 

Etiketler: