Çarşamba , 13 Mayıs 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Âşık kadınların isyanı
Âşık kadınların isyanı

Âşık kadınların isyanı

Özlem Ertan, ilk romanı “Âşık Kadınlar Denizhanesi”nde baskıcı bir tanrının yönetimi altında acı çeken kadınların öyküsünü anlatıyor. Kadınlar, zorbalığa karşı “İnadına aşk, inadına isyan” diyor.

Sevgililer Günü’nde, adından aşk geçen bir roman hakkında yapılmış bir söyleşi okuyacaksınız. Ancak Taraf gazetesinin politika şefi ve kültür- sanat yazarı Özlem Ertan’ın ilk romanı Âşık Kadınlar Denizhanesi, sadece aşka dair değil. Fantastik bir kurgusu olan kitap, Boros adlı zorba tanrının yönetimi altındaki Âşık Kadınlar Denizhanesi’nde yaşayanların özgürlük mücadelesini ve baskıya karşı direnişini anlatıyor. Romana adını veren Âşık Kadınlar Denizhanesi, İstanbul Boğazı’nın diğer ismi. Ancak insan gözü bu fantastik âleme erişemiyor. Orada âşık kadınların hayaletleri, tanrılar, tanrıçalar, kuşlar, balıklar ve daha bir sürü varlık yaşıyor. Özlem Ertan’la Müptela Yayınları’ndan çıkan ve güncel göndermeler de içeren romanı Âşık Kadınlar Denizhanesi hakkında konuştuk.

Romanın ilk olarak adıyla dikkat çekiyor. Âşık Kadınlar Denizhanesi ismi nereden aklına geldi?

Aranıp bulunmuş bir isim değil Âşık Kadınlar Denizhanesi. Ben romanı yazarken, kendiliğinden çıkıp geldi. Tıpkı kitabın konusu gibi…

Konu ne zaman, nerede ortaya çıktı?

özlemİşe gitmek için hemen hemen her gün vapura biniyorum. Bu yolculuklardan birinde aklıma bir kısa öykü konusu geldi. Sevdiği erkeğe aşkını itiraf edemeyen ve duygularını denize, gökyüzüne haykıran bir kadının martıya dönüşmesinin ve sonrasında yaşadıklarının öyküsünü yazacaktım. İstanbul Boğazı’nda, acımasız bir tanrı yaşıyordu ve utangaç kadının yakarışlarından çok sıkıldığı için onu martıya çevirmişti. Kadın da insanken yapamadığını yapıyor ve aşkının oturduğu evin çatısına, penceresine konup kendini ona sevdiriyordu. Bu öyküyü yazmakla başladı her şey. Ancak sonra benim kısa öykü diye başladığım metin roman oldu. Yazarken öyküye pek çok yeni karakter katıldı. Farklı olaylar vuku buldu ve neticede Âşık Kadınlar Denizhanesi ortaya çıktı.

Senin romanına göre, Âşık Kadınlar Denizhanesi İstanbul Boğazı’nın diğer adı. Bu fantastik âlemden söz eder misin?

Âşık Kadınlar Denizhanesi, İstanbul ve civarında ölen âşık kadınların son ikametgâhı. Çok uzun zaman önce Borosia adında bir tanrıça, kadınların acı çektiğini görüp çok üzülüyor. Ancak yaşayanların dünyasına müdahale etme yetkisi yok. Sonunda, en azından öldükten sonra rahat edebilmeleri için İstanbul Boğazı’nda kadın hayaletleri için Âşık Kadınlar Denizhanesi adında bir cennet kuruyor. Adil yönetilen, tüm sakinlerinin idaresinde söz sahibi olduğu bir yer Âşık Kadınlar Denizhanesi. Sadece kadın hayaletleri değil, denizkızları, balıklar, kuşlar, tanrılar, tanrıçalar da yaşıyor orada. Ancak daha sonra diktatör ruhlu bir tanrı olan Boros, Âşık Kadınlar Denizhanesi’nin yönetimine el koyuyor. Demokratik ve adil yönetim gidiyor yerine “Boros diktatörlüğü” geliyor.

Boros, “kadınlar cenneti”ni cehenneme çeviriyor yani.

Evet, aynen öyle. Kadınlar, tesadüfler neticesinde Boros’un yıllar evvel iktidara zorbalıkla el koyduğunu öğrenip ona karşı ayaklanmaya karar veriyor. Martı da bu fantastik âlemin yeni bir ferdi olarak ayaklanma planının içinde yer alıyor.

Tanrı Boros senin yarattığın bir karakter mi? Bildiğim kadarıyla mitolojide böyle bir tanrı yok.

Boros, benim yarattığım bir karakter. Otoriter, kadınların yaşamını biçimlendirmeyi, kısıtlamayı kendine hak gören, zalim biri. Kadınların hâlâ baskı altında olduğunu, hatta sokak ortasında öldürüldüğünü düşünecek olursak dünyada Boros’a benzeyen pek çok erkek var. Ancak dünyada tıpkı Âşık Kadınlar Denizhanesi’nin sakinleri gibi onlara karşı çıkan ve “İnadına aşk, inadına isyan” diyen kadınlar da mevcut.14trfs13_mansetkitap

Denizkızı Lilith romanın en önemli karakterlerinden biri. Lilith, Musevi inancına göre Adem’in Havva’dan önceki ilk eşi. Efsanelerdeki Lilith ile senin aynı adlı karakterin arasında bir bağ var mı?

Evet var. Adem’in ilk eşi Lilith, aynı onun gibi topraktan yaratıldı. Bu yüzden Adem’in hükmü altına girmedi. “İkimiz de topraktan yaratıldık. O yüzden ben seninle eşitim” dedi. Bunun için de cezalandırıldı. Sonra da Adem’in kaburga kemiğinden Havva yaratıldı. O, Lilith’in aksine eşinin üstünlüğünü kabul etti. Romanımdaki Lilith karakteri de aynı efsanelerdeki adaşı gibi baskıcı, erkek egemen zihniyete başkaldırıyor. Boros’un yasaklarını ihlal edip sevgilisini Âşık Kadınlar Denizhanesi’ne sokuyor. Üstüne üstlük Boros’un hışmına uğramayı göze alıp onunla sevişiyor. Ayaklanmada da önemli bir rol üstleniyor. Bu anlamda Lilith’in bu romanda sembolik bir önemi var.

Âşık Kadınlar Denizhanesi’ndeki kadınların ortak noktası; âşık oldukları için acı çekmeleri ve cezalandırılmaları. Aşk, kadınları üzüyor mu?

Hayat dediğin aşksız çekilmez ama zaman zaman çok acı verici olabilen bir duygu aşk. Bizimki gibi kadınların hayatına erkeklerin hükmetmeye çalıştığı toplumlarda ise iki kişi arasındaki duygusal gel- gitler haricinde güçlükler de yüklüyor kadınların omuzlarına. Namus diye bir kavram var mesela. Onun uğruna babalar kızlarını, ağabeyler kardeşlerini katlediyor. Benim romanımda da sevdiği oğlanla kaçtığı için babası tarafından öldürülüp Âşık Kadınlar Denizhanesi’ne gelen bir kadın var. Biraz önce Lilith’ten söz etmiştik. O da kendi hayatı hakkında söz sahibi olmak istediği, erkeğiyle eşit olmakta direndiği için lanetlendi. Demek ki tarihin başlangıcından beri erkek egemen zihniyet kadınları hükmü altında tutmaya çalışıyor. Bu zihniyet, tıpkı Tanrı Boros gibi aşkı da yasaklıyor, özgürlüğü de… O yüzden âşık kadınlar hep savaşmak zorunda kalıyor.

Boros’un Kız Kulesi’ne hapsettiği Füsun da romanda önemli bir karakter. Ölüp de Âşık Kadınlar Denizhanesi’ne gelmeden önce iyi huylu, anlayışlı kocasını aldatıyor. Güvenilmez bir çapkınla aşk yaşıyor.

Füsun, eşini aldatmaktan rahatsızlık duyuyor ama duygularının peşinde gitmekten kendini alamıyor. Aşkı içinde hisseden, aldatan ve aldatılan biri. Her şeyden önce edilgen değil. Seven, bu yüzden acı çekip cezalandırılan ve gel- gitleri olan bir kadın.

Fantastik bir roman yazmışsın. Yazarken nelerden besleniyorsun? Hangi yazarları seversin?

Okuduklarım, yaşadıklarım, dinlediklerim, izlediklerim beni besliyor tabii ki. İnsan, hayat içinde farkına bile varmadan pek çok şey biriktiriyor. Okumak benim için nefes almak gibi vazgeçilmez. En sevdiğim yazarlar ise Ursula Le Guin, J.R.R. Tolkien, Neil Gaiman, İhsan Oktay Anar ve Sema Kaygusuz. Kendine özgü bir dünyası ve dili olan yazarları okumayı çok seviyorum.

 

TUNCA ÖĞRETEN

Etiketler: