Perşembe , 21 Mayıs 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » ‘Batıda kaybolmuş bir doğuluyum ben’
‘Batıda kaybolmuş bir doğuluyum ben’

‘Batıda kaybolmuş bir doğuluyum ben’

“Benim memleketim Vatan Caddesi” der hep babam. İstanbul’a ilk geldiği zaman kaldığı bekâr odası Vatan Caddesinde bir evdeymiş. Ne zaman canı sıkılsa, ne zaman canı yansa, ne zaman esas doğduğu yeri özlese, şifasını bulmak için gider oraya. Aç Köpekler oyunundaki iki karakterin, Beşir ve Beşer’in Diyarbakır’dan geldikleri ilk yerde Topkap’ı surlarıymış. “Surların üzerine oturduk. Bütün İstanbul ayaklarımızın altında” diyor Beşer. İnsan ait olduğu yerden bir kez kopartılınca, sonra bastığı her yere ait olmak istiyor. Aç Köpekler‘de Anne ve babasının ölümünden sonra Diyarbakır’dan İstanbul’a yaşamak için gelen ikiz kardeşin öyküsünü anlatıyor Mirza Metin. Yönetmenliğini Cem Uslu yapıyor. Mirza Metin, yazdığı ilk Türkçe oyununda arada kalmış bir kuşağı anlatıyor. 80’lerde politik meseleler yüzünden evlerinden göçen Kürt insanları. Dilleri yasaklandığı için dil öğrenemeyen, annesini babasını savaşta yitirmiş insanlar…

VATAN, AİDEYET VE AİTSİZLİK

Oyun, dolandırıcılık yapan Beşer’in bir ressamın kasasını çalıp Beşir ve sevgilisinin kaldığı eve getirip orada açmaya çalışmasıyla başlıyor. Sonra iki kardeşin geçmişlerine gitmeleri, geçmişteki kabuk bağlayan yaraları kaşımalarıyla oyun ilerliyor. Bu kabuk bağlamış yaralar, kendi yaralarımızı da kaşıtıyor. Oyun boyunca sahnedeki karakterlerin hiçbir yere ait olamadıklarını görüyoruz. Konuştukları dile, yaşadıkları eve, mesleklerine, kendilerine. Vatan, aidiyet, umut gibi kavramların etrafında oyun ilerliyor ve seyirciye bunları sorgulatıyor. Oyunun dekoru, aidiyet kavramı üzerine üretilmiş. Sahnede bulunan kitaplık, kitaplığın içindeki kitaplar, kapılar, lamba, yazılar hiçbiri düz durmuyor. Asıl yerleri başka bir evin içiymiş gibi…

İKİLİ KARŞITLIK

Metinde genel ikili karşıtlıktan besleniyor. Oyundaki ikiz kardeşin üzerinden ikili karşıtlık kurulmaya çalışılıyor. Beşer, daha dürüst, çalışkan, okuyan, politik bir kişiyken Beşir ise meslek sahibi olmayan, Türkçesi daha bozuk, apolitik bir kişi olarak kurgulanmış. Oyunda iki kardeşi birden oyuncu Sermet Yeşil canlandırıyor. Bu ikili karşıtlık, onun oyunculuğunda karakterleri yorumlamasında olanak sağlıyor. İkili karşıtlık meselesi oyunun sonunda, didaktik bir noktaya varıyor. İkiz kardeşin aslında birbirlerini yeterince tanımadıkları, birlikte ortak acılar çekmelerine rağmen, acının anlamlarının ikisinde çok farklı olması, onları ayıran nokta oluyor. “Birbirimizi tanımıyoruz. Biz kardeş olamayız” diyorlar. Oyun sonuna doğru ise dış ses olarak kullanılan bir polis sesi kararları sayarken, onları “kardeş ilan” ediyor. Buradaki mesele günümüzdeki Barış Sürecine, Türk ve Kürt siyasetine bir eleştiri taşıyor. İki ayrı karakteri, kardeş ilan eden sistemin temsilcisi polis oluyor. Yukarıda da bahsettiğim kuşağın temsilcisi Beşir, bir gün annesini rüyasında görüyor. Annesi Kürtçe bir şeyler söylüyor. Ama Beşir Kürtçe bilmiyor. Annesini anlamıyor. “Ana dilimde rüya gördüm ben ama anlayamadım. İşte içimdeki boşluk bu!“ diyor.

SEFA TOKGÖZ

Etiketler: