Pazartesi , 1 Haziran 2015
Anasayfa » Alt Manşet » “Bu kitabı utancımdan yazdım”
“Bu kitabı utancımdan yazdım”

“Bu kitabı utancımdan yazdım”

Gazeteci- yazar Sibel Oral, Uludere’de katledilen otuz dört kişinin yakınlarıyla görüştü, araştırmalar yaptı ve “Toprağın Öptüğü Çocuklar” kitabını kaleme aldı. Oral, “Bu, ‘yazdım’ diye övüneceğim bir kitap değil. Utancımdan yazdım” diyor…

 

Şırnak’ın Uludere İlçesi’ne bağlı Roboskî (Ortasu) ve Bujeh (Gülyazı) köylerinden, çoğu çocuk yaşta 34 kişinin TSK’ya bağlı savaş uçaklarından atılan bombalarla katledilmesinin üzerinden üç yıldan fazla zaman geçti. Geçimlerini sağlamak için “kaçağa gittikleri” yolda paramparça edilen o çocukların battaniyelere sarılı bedenlerinin görüntüsü vicdanlı insanların hafızalarından silinmedi. Bu korkunç katliamın hiçbir failinin yargı önüne çıkarılmadığı ve Uludereli ailelerin hâlâ adalet aradığı düşünülecek olursa, silinmesin de zaten. Hiç kimse unutmasın o acıyı. Uludere’ye giderek yakınlarını kaybeden ailelerin adalet arayışına tanık olan gazeteci- yazar Sibel Oral, geçtiğimiz günlerde Can Yayınları’ndan çıkan Toprağın Öptüğü Çocuklar- Adaleti Beklerken Roboskî adlı kitabında hem izlenimlerini aktarıyor, hem de medyanın Uludere katliamına bakışını örneklerle irdeliyor. Bunların yanında kapsamlı söyleşiler vasıtasıyla bu acı olayın ayrıntılı bir resmini de çiziyor. Sibel Oral’la Toprağın Öptüğü Çocuklar – Adaleti Beklerken Roboskî hakkında konuştuk.

 

Uludere’ye gitmeden önceki Sibel’le gittikten sonraki Sibel arasında nasıl bir fark var?

 

Zor ve arada kendime sorduğum bir soru bu. Geçen gün herkesin romanlardan, hikâyelerden bahsettiği bir yemekteydim. Arada Twitter’a baktım ve bölgeden birinin paylaştığı tweet’i gördüm. Roboskî’nin üzerinden kaç gün geçtiğini yazmıştı. Orada geçirdiğim zaman ve konuştuğum insanlar aklıma geldi. Yediğim her lokma boğazıma dizildi. Biraz daha öfkeli, aynı zamanda da bazı şeyleri, -mesela o masada konuşulanları- önemsemeyen bir insan oldum.Kitabın az mı satıyor.. Birey olarak mutsuz musun14trfs13sibelkitapkapak? Böyle dertleri duyduğum zaman sadece dinliyorum. Orada yaşadığım utancı ve insanların yaşadıkları acıyı yazdım ama bitmedi…

 

 

İzlenimlerini anlattığın bölümde köy halkıyla konuşurken duyduğun “utançtan” da söz ediyorsun…

Utandım, çünkü çocuğunun kolunu, bacağını kayaların arasından toplayan insanlarla birlikteydim. Utandım, çünkü onların yaşadıklarına ve adalet arayışına yan gözle bakan medyanın bir çalışanıydım. Utandım, çünkü geç gitmiştim. Utandım, çünkü kantine olan borcunu ödemek içinsi o gece “kaçağa giden” çocuğun evinde yemek yedim. Elbette oraya gitmeden önce de Kürt halkının neler yaşadığını biliyordum ama hep uzaktan… İlk defa bu kadar yakındım, seslerini duydum. Acı ve zulmün gerçekte ne olduğunu gördüm.

34 kişinin ölümü üzerinden üç yıl geçti ve tek bir fail bile yargılanmadı. Üstelik hâlâ Uludere’de köylülerin katırları askerlerce vurulup öldürülüyor.Bunlar hakkında ne söylemek istersin?

 

Bu katliamdan önce de oradaki insanlar yıllarca zulüm gördü. Yetmedi, çocukları bombalarla parçalandı ve bunu yapanlar hesap vermedi. Yetmedi, sağ kalanlara davalar açtılar. Sonra da katırlarını öldürdüler ve bir de “katırlar intihar etti” dediler. Bunları anlatan bir roman yazsan “abartmış” derler. Bence devlet bölge halkından korkuyor. Çünkü bekledikleri olmadı. Onlar bu olayın peşini bırakmadı, bırakmayacak.Devletin korkusu arttıkça zulmü de artıyor.

 

Türkiye medyası Uludere konusunda nasıl bir sınav verdi sence?

 

Genelleme yapmak doğru değil elbette, ancak kitaptaki rakamlara ve örneklere baktığımızda kimlerin bu olayın peşini bırakmadığını; kimlerin meseleyi çarpıttığını görüyoruz. Bir gazete, iktidar yetkilisine “Allah’a şükür Uludere’yi görmedik, başbakanımız çok memnun” dedi. Bir başkası “Silah taşıyorlardı” diye manşet atabildi. Elbette kitapta da görüleceği üzere istisnalar var, ama bu yetmez. Orada devlet suç işledi ve buna “hata” diye bir kılıf buldu. Gazeteleri de koca puntolarla “hata” diye yazdı. Medya, oradaki insanlık suçuna ortak oldu.

 

Bu kitabı yazmaya karar verirken neyi hedeflemiştin? Amacına ulaştın mı?

 

Bölgeye gitmeden kısa süre önce bir olay yaşadım. Bir tanıdığım bana “Onlar abartıp anlatacaklar. Hem neden çocuklarını o yola göndermişler? Zaten onlar örgüte yardım ediyor, hepsi terörist” demişti. O zaman asıl amacımın onun gibi insanlara ulaşıp gerçeği anlatmak olduğunu düşündüm. Bu kitap, çok satacak bir kitap değil. Ayrıca yazdım diye övüneceğim bir kitap da değil. Utancımdan yazdım. Ne zaman ki o tanıdığım gibi düşünen insanlar kitabı okuyup bu olaya kimlik meselesi ya da siyasi açıdan bakmaz ve bu utanca ortak olur o zaman kitap amacına ulaşır.

 

ÖZLEM ERTAN 

Etiketler: