Pazar , 5 Nisan 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Nefretin duvarı çabuk yükselir
Nefretin duvarı çabuk yükselir

Nefretin duvarı çabuk yükselir

Üniversite kulübünde, 1945 yılında geçen bir oyun sahnelenmektedir. Yoksun adlı oyununun içinde Almanlar ve Yahudiler arasında yaşanan ötekileştirme oyunu, oyuncular arasında da ilginç bir yolculuğu beraberinde getirir. Aynı anda diğer oyuncularla Türkiyeli oyuncu arasında da bir ötekileştirme oyunu başlar. Tiyatro Seyirlik’in sahnelediği Öteki’yi, oyunun başroldeki Hüseyin Avni Danyal ve yönetmen Güral Tonbul’la konuştuk.

Nasıl bir oyun bu? Nedir ve neye göre “Öteki”dir aslında?

Hüseyin Avni Danyal: Ötekileştirme, bugün dünyanın her yerinde gündemde olan bir konu. Biz geçen yıl bu oyunu yapmaya karar verdiğimizde, oyunun içinde de geçiyor hatırlarsınız ‘Her yerde diğeri varsa öteki de olacaktır’ sözü. Bu siyah- beyaz, Kızılderili-Amerikalı, Türk-Kürt hepsi için geçerli. Oyunun Yahudi asıllı yazarı Leonie Ossowski, İkinci Dünya Savaşı’ndaki Nazilerin vahşeti üzerinde günümüze uzanarak, Almanya’daki Türk’lerin durumunu anlatmış. Ve bence oyunun ana önermesi şu; evet her yerde, diğeri ve öteki var fakat bu çeşitlilik siyasi ya da düşmanlaştırma malzemesi olmamalı. Yönetmenimiz metin anlamındaki katkılarıyla aslında yazarın yazdığı orijinal hikâyeyi biraz değiştirdi. Yani katkılar yaptı. Hatta o anlatsın.

Gürol Tonbul: Evet, metne epey eklememiz oldu. Çünkü bu bir ortaokul kitabıydı aslında. Daha genç kuşak için yazılmış bir öykü. Tıpkı Sineklerin Tanrısı gibi. Ki “öteki” kavramı üzerine çok şey yoktu yazarda, daha çok “faşizm” kavramı üzerinde duruyordu Ossowski. Bizse daha çok “öteki” kavramı üzerinde durmak istedik. Bunu da yazarın diğer kitaplarından katkılar alarak oluşturdum diyebilirim. Hatta oyunun adı da Tam Rolünde olarak çevrildi, Türkçeye Öteki adını oyuna biz verdik.

Siz de dediniz, hâlâ her dönemin ve ülkenin bir ötekisi mutlaka var.

Hüseyin A. Danyal: Evet, bu oyunu seçmemizin amacı da bu. Çünkü bu artık bu ötekileştirme tehlikeli bir boyuta geldi. Tüm dünyada savaşlar ve kıyımlar hep bu ötekileştirme yüzünden çıkıyor. Ki bu ülke politikaları ve siyasetçileri tarafından desteklenen ve körüklenen de bir şey aynı zamanda. Ayrımcılık dünyanın başına gelebilecek en büyük felaket. İnsan olma, birlikte yaşama ortadan kalkmaya başladı ve bu ayrımlar giderek keskinleşiyor. Kesinleştikçe de daha çok kişinin canı yanıyor.

Öteki’de biz şunu diyoruz; “Durun, bir bakın. Neler yapıyoruz birbirimize.”

Gürol T.: Bir ülkede ekonomik pasta bozulunca orada “öteki” kavramı daha da keskinleşiyor. “Burası benim ülkem, sen geldin işi ucuzlattın” gibi… Sonrasında “Nerelisin, hangi dindensin.” Olayın bence ekonomik boyutu hep bunun bir adım ötesinde gidiyor ve sonrasında diğer ayrımlar ortaya çıkıyor. Çünkü nefretin duvarı çabuk yükselir. Öteki kavramını Yahudi Soykırımı üzerinden anlatmak size kolaylık sağladı mı? Çünkü Nazilerin yaptığı bu soykırım, dünyadaki kimsenin itiraz edemeyeceği boyutta bir vahşetti…

Gürol T.: Kesinlikle, hem evrensel, hem de daha güçlü.

Hüseyin A. Danyal: Bu olay, tarih kitaplarına Türkiyeliler açısından daha objektif yansıdığı için bunun üzerinden anlatmak daha doğru oldu bizim açımızdan. Bizdeki diğerleri ve ötekileri meselesi daha tarihsel süreç açısından kendisine tamamlayamadı ve hesaplaşılmadı. Bir de fazlasıyla üzerine alınan bir ülkeyiz ve bunu kendi iç dinamiklerimizle anlattığımızda “kim bu öteki ya da diğeri” tartışmalarından geçilmeyecek. Sanatın böyle güzel bir tarafı var ve bence tiyatronun. Anlatmak istediğin hikâyeyi başka bir ülkede geçmiş gibi gösteriyor ve bir çeşit empati kurdurabiliyorsun.

Tiyatro içinde tiyatro yönetiyorsunuz. Oyun içinde de oyun… Oyuncu olarak sizin açınızdan nasıl bir deneyim bu?

Hüseyin: Bu şekilde oynamak hem seyirci, hem de oyuncu için değişik bir performans ortaya çıkarıyor. Oyun sırasındaki enerjini, performansını seyirciyle iç içe paylaşmak ve etkileşimi direkt almak oyuncu için bulunmaz bir fırsat. Bazı sahnelerde duvarın kenarına geçip baktığımda -misal şiddet sahnelerinde-, seyircideki o gerilimi hissediyorum. Klasik oyunlarda, sahne üzerindeyken seyirciyle aramızda bir duvar oluyor ister istemez. Sahne ışıkları yandığı andan itibaren farklı bir atmosfere giriyor oyuncu. Çünkü bir nevi karanlığa oynuyorsunuz. Burada farklı, etkiyi hemen alıyoruz ama…

 

SUZAN DEMİR