Pazartesi , 6 Nisan 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Savaşın kıyısında donmuş bir kare
Savaşın kıyısında donmuş bir kare

Savaşın kıyısında donmuş bir kare

“Yirmibeş”, etnik kökenler arası çatışmaları her ne kadar başarılı bir  prodüksiyonla sahneye koysa da karakterlerini tanıtmada sınıfta kalıyor.

D22’nin kurucularından Berkay Ateş’in yazdığı, Yiğit Sertdemir’in yönettiği Yirmi Beş Kürt sorununa ilişkin bir “kare”. Bu karede biri asker, biri muhabir, diğeri gerilla, yirmi beş yaşında üç erkek çaresizliği, hayal kırıklığını, umudu ve yıkımı paylaşıyor. Ateş’in kaleme aldığı metin yenilgide ortaklaşılan savaşın kıyısında buluşturuyor bu üç genç erkeği. Nasıl tanıştıklarını bilmediğimiz asker ile muhabir bir gece terk edilmiş bir garajda, üç kuruşa kapattıkları elden düşme arabayla yola çıkmak üzere buluşuyorlar. Soğuk bir gecede, harabe bir binada, bir türlü çalışmayan hurda bir arabayla, aniden belirip ışıklarıyla yeri tarayan helikopterin korkusuyla, yanı başlarında patlayan çatışmanın kıyametiyle karmakarışık bir halde ikisi de. İkisinin de bu “büyük resmin” bütünüyle dışında kalan dertleri ağır basıyor belli ki. İkisi de aileleriyle, geçmişleriyle hesaplaşıyorlar aslında. Birbirleriyle bir türlü anlaşamamalarının nedeni bu görünmez duvarlar. Çatışmanın ardından, saklandıkları harabeye sığınan gerilla ise Kürtçe konuştuğu halde açıkça anlatıyor derdini. Onun gerçekliği diğerlerine de hatırlatıyor esas meselenin rengini. Yarı karanlık sahnede, birbirlerine baktıklarında aynı gerçeğin farklı yüzlerini görüyorlar belli ki.

HAYKIRIŞLAR HAVADA KALIYOR

Ebru Özdemir’in başarıyla uyguladığı dekor, Yiğit Sertdemir’in oyun boyunca karanlığın kıyısında kalan ışığı ve insanı gerçekten rahatsız eden efektleriyle Yirmi Beş atmosferi kusursuz kurulmuş bir prodüksiyon. Fakat metnin meselesini işleyişinde ciddi bir zaaf mevcut. Acıları, çatışmayı, kaçma isteğini, insani çaresizliği ortaya koymak isteyen oyunun karakterleri isimsiz, derinliksiz. Uzun monologlarında bir şeylerden yakınan, geçmişlerine lanetler okuyan, içinde bulundukları duruma isyan eden üç adamı tanıyamıyoruz. Berkay Ateş, Türkiye tarihinin kırk yılına damga vuran savaşın karşı cephelerindeki insanların ortaklığını gözler önüne sermek istediği oyununda, karakterlerin gerçekliğine nüfuz edebilmemizi amaçlamamış belli ki. Çatışan tarafları karşı karşıya getirerek denklemin çözümsüzlüğünü göstermekle ve başka bir ihtimali ima etmekle yetinmiş. Bu “temsil eden” karakterlerin uzun ve heyecanlı monologları, sürekli yüksek tutulmaya çalışılan gerilim, birbirlerine bağırıp çağırmaları, her an patlamaya hazır oluşları havada kalıyor bu yüzden. Başta da dediğimiz gibi, yakıcı savaştan “bir kare” bu oyun; fakat Ateş’in metni ne yazık ki yaşanan gerçekleri kristalize edebilen bir kare yaratamıyor.

NESLİHAN GÜZERAN