Perşembe , 21 Mayıs 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Toplum erkekleşmeyi dayatıyor
Toplum erkekleşmeyi dayatıyor

Toplum erkekleşmeyi dayatıyor

Eşcinsel evliliğin anlatıldığı Aşk Başkadır, ABD’de +18 ile gösterime girdi. Filmin yapıcısı Ali Betil bunu, “erkekleşme” dayatmasına bağlıyor…

Bu yılki !f İstanbul Film Festivali’nde gösterilen Ira Sachs’ın yönettiği Love Is Strange/ Aşk Başkadır, 39 yıldır birlikte olan Ben ve George’un New York’ta eşcinsel evliliğin yasallaşmasından sonra evlenmesini ve sonrasında yaşadıklarını konu alıyor. Evlilik üzerine George öğretmenlik yaptığı Katolik okulundan atılır. Çift artık kiralarını ödeyemez hâle gelir. Ben, yeğenine taşınıp onun 15 yaşındaki oğluyla bir ranza paylaşmaya başlar, George ise alt kat komşularının salonundaki koltuğa yerleşmek durumunda kalır. Film, eşcinselliğin sadece şiddet ya da nefret suçuyla yaralanamayacağını anlatıyor naif bir şekilde. 27 Şubat’ta Türkiye’de gösterime girecek film, ABD’de Independent Spirit Awards/ Bağımsız Ruh Ödülleri’nde Birdman, Boyhood ve Whiplash gibi filmlerle yarışıyor. Aşk Başkadır’ı Türkiyeli yapımcısı Ali Betil ile konuştuk.

Film, eşcinsel bir evlilikle başlıyor fakat daha çok sonuçlarıyla ilgileniyor. Aşk Başkadır’ı sadece eşcinsel evlilikle ilgili değerlendirmemek gerek sanırım?

Evet, hem eşcinsel evlilikle ilgili hem de değil. İki insanın bir araya gelip karar verdikleri ve yaşadıkları bir şey. Film biraz eşcinsel olmayanların kurduğu sistemin bencilliğini de sorguluyor. Biz aile kurarız, mutlu da oluruz çünkü eşcinsel değiliz. Filmde, George’un evlendikten sonra işini kaybetmesi ve yaşadıkları da tamamen yapılan bu bencilikle alakalı. Eşcinsel olduğu bilindiği halde, evlendikten sonra Kilisedeki işine son veriliyor mesela.

Filmde görüyoruz ki New York’ta ciddi bir ev sorunu da var.

Ben Türkiye’de doğdum büyüdüm. Örneğin Türkiye’de bir arkadaşım evsiz kalsa, onu evime alırım ve istediği kadar yaşayabilir yanımda. Amerika’daki yaşantım için de aynısı geçerli. Bu benim çok takıldığım bir şey değil. Ama New York’taki insanlar için bu, önemli bir mesele. Çünkü herkesin kendine ait özel alanları var ve bu özel alanlara başkalarını sokmak istemiyorlar. O yüzden sokaklarda bir sürü evsiz var.

Film, Amerika’da nasıl bulundu?

Amerika’da bir sinema kurulu var. Orada bir nevi sınıflandırma yapılıyor.

Evet, Türkiye’de de var. Sinema Denetleme ve Sınıflandırma Kurulu…

Türkiye’dekinin nasıl işlediğin tam olarak bilmiyorum ama Amerika’daki bu kurul, filmlerin Amerikan aile yapısına uygunluğuna karar veriyor. Mesela Grinin Elli Tonu’nda “genel kesimin” aşırı bulabileceği bir cinsellik var. Bizim filmde hiç cinsellik yok, iki adamın arasında birkaç öpüşme sahnesi var, küfür, şiddet ya da savaş yok. Sadece iki erkeğin bir ranzada birbirlerine sarılarak yatışı var ki bence filmin en güzel sahnesi o. Buna rağmen Aşk Başkadır +18 ibaresi aldı.

Ciddi misiniz? Filmi izledim ve Amerikan toplumu için epey enteresan bir karar, peki neden?

Evet, cidden enteresan bir olay oldu bu. Ama bu da eşcinselliğe bakışın bir özeti. Çünkü şiddet içeren filmler ya da savaş filmleri, ABD’de +13 alabiliyor. Kan göstermediği zaman alabiliyorlar mesela ama insanlar ölüyor, bombalar patlıyor o filmlerde. Asıl +18 alması gereken filmler onlar. Çünkü savaşı övdüğünüz zaman, şiddet de normalleşiyor. Amerika’da şiddet artıyor, herkes silahlanabiliyor. Silah ticareti yapanlar zenginleşiyor.

Ama bu bahsettiğiniz filmler +18 almıyor

Aralarında bir ilişki var çünkü. Clint Eastwood’un son filmi American Sniper/ Keskin Nişancı, Amerika’daki silah lobisi, Eastwood’un Bush güzellemeleri. Dolayısıyla, neyin neye hizmet ettiğini az çok görebiliyorsunuz.

Peki eşcinsel evlilikler New York’ta nasıl karşılanıyor?

Biz filmin yapım aşamasındayken, eşcinsel evlilik yüzünden işinden olanların haberleri yer alıyordu gazetelerde. Evet, uzun süredir eşcinsellerin hakları hakkında mücadele yürütülüyor ama New York’ta eşcinsel evlilik çok yeni bir şey. Orada da eşcinseller kimliklerini açıkladıkları zaman ters etkiyle karşılaşıyor. İnsanlar, onların eşcinsel olduğunu biliyor ama daha gizli yaşamalarını istiyor. Amerikan toplumunda kadın da kabul görmüyor. Amerika’nın tarihinde bir kadın başkan var mı? Yok… Eşcinsel erkek misal, feminense “kadınlaştığı” için yargılanıp, hor görülüyor. Ama lezbiyen bir kadın maskülen olduğunda kabul görüyor. Toplum erkekleşmeyi dayatıyor. Hollywood’daki kadın yönetmenlerin sayısının çok az olması bunun örneği.

Geçenlerde New York Belediye Başkanı, kira yüksekliğinden dolayı şehri terk eden sanatçılara belediyenin destek olacağını açıkladı. Filmdeki kahramanları da sanatçı. Sizce bu uygulama işe yarar mı?

New York’u New York yapan sanatçılardır. Woodstock 1968, New York’un birkaç saat uzaklığında, kuzeyde oldu. 68 gençliğinin yarattığı sanat devrimi. Woodstock yaratanlar, New Yorka’a yerleşti. Oranın varoşlarına. O dönem oralar New York’un istenmeyen yerleriydi, Tribeca mesela. Sanatçılar oralara yerleşip oraya güzelleştirdi.

Ama beraberinde soylulaşma da başladı

Evet, arkasından zenginler geldi, oraya yerleşti, kiralar yükseldi ve sanatçılar bu kenti terk etmek zorunda kaldı. Sanatçılar gittikleri yerleri güzelleştiriliyor ama sonunda kendileri atılıyor. Onlara saygı duyulması gerekiyor ve New York belediye başkanın da sanatçılara hak ettiğini verme zamanı diye düşünüyorum.

SUZAN DEMİR

Etiketler: