Cumartesi , 23 Mayıs 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » Vahşetle yüzleşmeye hazır mısınız
Vahşetle yüzleşmeye hazır mısınız

Vahşetle yüzleşmeye hazır mısınız

Yıl 1981, yer Diyarbakır Cezaevi… Mirza Metin’in yazıp oynadığı Disko 5 No’lu, vahşeti ve işkenceyi sahneye taşıyor Islak zemin, 20 kişilik koğuşa sığdırılmaya çalışılan 60 insan, yerde gezinen fareler, insandan fazla olan sinekler…

Burası Diyarbakır 5’Nolu Cezaevi, yıl 1981… “Burada insanın ölmesine izin vermiyorlar.’’ Mirza Metin’in Kürtçe olarak kaleme aldığı Disko 5 No’lu 1981- 1989 yılları arasında Diyarbakır Cezaevi’nde yaşanılan vahşeti konu alıyor. Anı, araştırma, belgesel çalışması ve görüşmeler kaynak alınarak tiyatro metnine çevrilen bu oyunda, acının sahneye taşınmasına şahit oluyoruz. Devletin yüzleşmediği, insanların ölümüne neden olan, hiçbir zaman kabuk bağlamayan acı, vahşet.

HERKES YÜZLEŞSİN

Oyunun yazarı aynı zamanda oyuncusu Mirza Metin, sahneye bir örümcek olarak geliyor. Oyun boyunca, sinek, gardiyan, köpek, fare ve mahkûm oluyor. Bu varlıklar gördükleri, yaşadıkları ya da yaşattıkları deneyimleri kendi perspektiflerinden anlatıyor. Tek beden, vahşetin birçok varlıkta nasıl hatırlandığını seyirciye sunuyor. Hatıralar, oturduğunuz sandalyede giderek kaymanıza, bazen o sandalyeyi terk etmek istemenize neden oluyor. Yönetmenliğini Berfin Zenderlioğlu’nun yaptığı oyunda sahnede kocaman bir örümcek ağı görüyorsunuz. Sineğin, köpeğin, gardiyanın, farenin ve mahkûmun yakalandığı… Oyun boyunca asılı kalan örümcek ağı, insanı saran, yaşayanların üzerinden çıkmayacak bu utancı ve vahşeti anlatıyor. Sahnenin sağ köşesinde bir sandalye, sol köşesinde ise tavandan asılmış, kalın kırmızı bir halat var. Sandalye bazen işkence aleti, bazen ise bir anne ile oğulun görüştüğü nezarethane oluyor. Kırmızı halat mahkûmların konuşması için sırtlarına inen darbe bazen de herkesin komutanı olan cezaevinin köpeği Joe oluyor. Sahnede siyah renk hâkim. Sahne zemininde su birikintisi bulunuyor. Kimi zaman olayların yansıdığı yer kimi zaman da mahkûma içirilen pis su oluyor. Oyuncunun bedenini birçok varlığı anlatarak kullanması gibi sahne üzerindeki dekorlar da kendi işlevlerinden çok oyunun iletisi doğrultusunda başka şeyleri de ifade etmek için kullanılıyor. Gördüğümüz her şey, bizi 60 dakika boyunca yüzleşme sürecinde tutuyor. Her varlık anlatmak için dile geliyor.

ÜSTÜN PERFORMANS

Sahnedeki şiddet, empati kurmayı güçlendiriyor. Görülen şiddetin fazlalığı bir süre sonra seyirci olarak alıştığımız bir şeye dönüşüyor. “Şiddeti başka türlü anlatmak mümkün müdür” sorusu aklımıza geliyor. Bu şiddet içinde bazen anlatılan hikâyelerin derinliğini kaçırdığımız oluyor. Oyunun başlangıcında bir video görüyoruz. Bu video, bir mahkûmun bekleyiş anlarını gösteriyor. Oyunun kendisi o kadar gerçek ki, bu kurgulanmış sahneye yansıtılan video, oyunun hissi ile uyuşmuyor. Oyuncu Mirza Metin, büründüğü her varlığın duygusunu seyirciye geçirmeyi başarıyor. Seyirci olarak bu duygu içinde boğuluyoruz. Sahne dekoru, sahnede hâkim olan renk, müzikler; şiddeti, yalnızlığı, acımasızlığı elele verip seyirciye sunuyor. Oyundan çıktıktan sonra kendinize gelmeniz günler alıyor. Bu his bütün seyircide aynı. Kulaklardan oyundaki sesler silinmiyor; “Gel gel, insan etine gel.” Not: Oyunun dili Kürtçe fakat Türkçe üstyazı bulunuyor.

SEFA  TOKGÖZ

Etiketler: