Pazar , 5 Nisan 2015
Anasayfa » Kültür ve Sanat » “Vataaan, canım vataaan!”
“Vataaan, canım vataaan!”

“Vataaan, canım vataaan!”

Oyuncu, yönetmen ve yazar Christine Sohn’un yazıp yönettiği Timsahlar, arması “timsahlar” olan bir imparatorluğun sınırlarındaki adayı beklemekle görevlendirilmiş iki farklı düşünce yapısındaki askerin hikâyesine ses veriyor. Belli ki sürgün yemiş bu iki nöbetçinin “bekleme” halini ve beklenen “istilacı” ile karşılaşmalarını konu alan oyun, pek çok temel karşıtlık halini tartışan bir proje olarak göze çarpıyor.Sohn’un kurduğu bu yalın “sahne” fiziksel olarak da uygulanmış. Uçsuz bucaksız denizin ortasındaki bir avuç kum ve kayadan ibaret adada “vatanlarını” korumak için gece gündüz demeden istilacıları bekleyen iki nöbetçinin gözünden tanışıyoruz tehditle. Fakat aynı eğitimden geçmiş iki askerin görevlerine bakışlarındaki farklılık, hiçbir şeyin o kadar da kesin olmadığını ortaya koyuyor. Askerlerden genç olanı haşmetli imparatorluğun, yani “vatan”ın kıymetli sınırlarının karşı karşıya olduğu istila tehlikesiyle adeta büyülenmiş haldeyken, diğeri bu durumun gerçekliğini, geçerliliğini alttan alta tartışmaya meylediyor.

İSTİLACI BİR KADIN

İki askerin bitmek bilmez bekleyişini ardı ardına gelen sahnelerle, hatta bazı “görünümlerle” sunan Sohn, insan aklını ve sabrını zorlayan bu kendini feda halinin seyirciye de geçmesini hedeflemiş. Bu uzun zincire eklenen anlardan birinde adaya çıkan “istilacı” ise sözde dengeyi ve istikrarı alt üst ederek, apaçık anlamsız bir amaç uğruna yaşamları ellerinden alınmış nöbetçileri yepyeni ihtimallerle, renkle, hareketle tanıştırıyor. Aslında o toprakların gerçek sahibi olduğunu öğrendiğimiz “istilacı”nın kadın olması, kurulan karşıtlıklar denklemine bir katman daha ekliyor; sunduğu farklı gerçekliğin var olan tekdüzeliğe getirdiği “tehdidi” daha da vurguluyor.

SEYİRCİYİ YORUYOR

Günümüzde de hüküm süren çatışmalara ve insanlık tarihinden deneyimlere, en önemlisi de kadın ile erkek arasındaki kadim karşıtlığa ilişkin izdüşümleri olan Timsahlar ne yazık ki dramaturjideki aksaklıklar nedeniyle amaçlanan etkiyi yaratamıyor. Tek perdelik oyunda nöbetçilerin bekleyişlerini konu alan ilk kısım, istilacının gelişiyle başlayan ikinci kısımdan orantısız biçimde uzun tutulmuş. Seyirci, istilacının dahil olduğu dönüm noktasına yorgun giriyor. Bunun dışında ışık ve ses uygulamalarında üst üste gelen aksamalar da seyir zevkini baltalayan ayrıntılar. Bu aksamaların üstesinden gelineceğini umarak, seyirciyi ıssızlığın ortasındaki bu kalabalık hesaplaşmaya davet edelim.

Esra Karataş