Salı , 12 Mayıs 2015
Anasayfa » Manşet » Rojava, Türkiye’yle komşu olmak istiyor
Rojava, Türkiye’yle komşu olmak istiyor

Rojava, Türkiye’yle komşu olmak istiyor

Kobani Kantonu Eş Başbakanı Enver Müslim, öncelikli görevlerinin kenti, IŞİD cesetlerinden temizlemek olduğunu söyledi. Müslim, avukat, doktor ve mühendislerden oluşan bir ekip kurulması için çağrı yapıyor. Amaç; Kobani’ye dair bir rapor hazırlatmak ve kentin yeniden inşası için uluslararası örgütlere sunmak.

Koalisyon jetlerinin homurdanmalarıyla uyanıyoruz Kobani’deki yeni sabaha. Geceyi, pencereleri havan toplarının basıncıyla kırılmış, iki kişinin ancak tek battaniyeyi paylaşarak uyuyabildiği dairede geçirdik. Yüzümüzü yıkayacak suyun bile olmadığı evde, yanımdaki Kobaniliye “Ekmek var mı” diye soruyor, “Maalesef. Dışarı çıktığında evlerden birinde mutlaka çay bulursun ama…” cevabını alıyorum. Barut artıklarının süslediği sokağa atıyorum kendimi. Sokak sokak gezerken, elinde küreği, üzerinde kamuflajlı parkasıyla harç yapmaya çalışan Şems ile karşılaşıyorum. “Adım Şems” diyor güneşi göstererek. Belli ki güçlü ve nasır tutmuş elleriyle çaresiz ailesinin güneşi Şems. 46 yaşındaki adam her Kobanili gibi savaşçı aynı zamanda. IŞİD’e karşı aylarca direnmiş. Şimdiyse evinin yıkılan duvarlarını onarmaya çalışıyor. Türkiyeli olduğumu öğrenince çay getirmek için içeri giriyor. Kendimi şanslı hissediyorum. “Dört ay, üç kardeşimle beraber savaştık. YPG’li değiliz ama… Siviliz biz” diyen Şems Türkiye’ye bir mesaj ulaştırmamı istiyor: “Gittiğinde yaz. Yiyecek ekmeğimiz yok. Yardımlar ulaşmıyor. Bak, bu durum yine sizi etkiliyor. Sana çaydan başka bir şey ikram edemiyorum.”

BAŞBAKANLIK SARAYI…

09TRFS07KOBANE2Kısa sohbetimiz sırasında kanton Eş Başbakanı Enver Müslim ile konuşmak istediğimi söylüyorum Şems’e ve tam parti binasının yerini soracakken evini tarif etmeye başlıyor… Eylül ayından aklıma düşüyor Müslim ve “Sahi ya. Daha önce Kobani’ye geldiğimde, üzerinde hücum yeleği, elinde kalaşnikofuyla cephedeydi bu adam. Şimdi de koruma ordusuyla sarayında olacak değildi ya” diye içimden geçiriyorum. Birkaç ay önce birlikte yemek yenilen, bahçesinde çocukların oynadığı fakat şimdi o insanların nerede olduğu belirsiz yıkık evlerin arasında yürümeye başlıyorum. Ve sonunda Müslim’in evini bulup kapısını çalıyorum. Kim olduğumu sormadan, 10 yaşlarındaki çocuk cesurca kapıyı açıveriyor, arkasından da annesi. Müslim’in eşi ve oğlu olduğunu anlıyorum. İçeri buyur ediliyorum. Savunma Bakanı İsmet Şeyh ve Dışişleri Bakan Yardımcısı İdris Nassan da orada. Koyu bir sohbet dönüyor evde. Sarılıp öpüşüyoruz Müslim ile… Acı bir Türk kahvesi geliyor önüme. “E, o kadar lüks olacak, Başbakan’ın evi burası” diye düşünerek sohbete başlıyoruz…

Kobani kent merkezindeki savaş sona erdi. Kazanılan bu zafer siz ve Kobani halkı için ne ifade ediyor?

Kobani, dört ay boyunca ağır silahlarla zorlu bir kuşatmaya maruz kaldı. IŞİD militanları kenti ele geçirmek ve bizi yok etmek için çok uğraştı. Ancak kadın, çocuk, yaşlı demeden bütün Kobani halkı bu saldırılara karşı büyük bir direniş gösterdi. Tabii bu direniş sürecinde IŞİD çetelerini topraklarımızdan atmak için ABD öncülüğündeki koalisyon, Özgür Suriye Ordusu ve sonrasında da Peşmerge güçleri bize yardım etti. Kobani, Rakka veya Musul gibi bir yer değildi. Hatırlarsınız IŞİD, bu şehirleri birkaç saat içerisinde ele geçirmişti. Kobani halkıysa topraklarını vermemek için tüm dünyanın dikkatini çeken bir direniş sergiledi. Bu arada Kobani’nin zaferinin sadece bizim için önemli olduğunu söylemek de yanlış olur. Bizim topraklarımızın kurtuluşu, aynı zamanda bütün insanlığın da kurtuluşu çünkü bu çeteler insanların kafasını keserek barbarca öldürdü, kadınları kaçırıp tecavüz etti. Dolayısıyla bütün dünyanın dehşetle izlediği bu örgütü durdurduğumuz için çok mutluyuz.

Peki, koalisyon güçleri hava saldırılarıyla destek vermesiydi ne olurdu? Kobani yine de özgürlüğüne kavuşur muydu?

Koalisyon güçleri IŞİD kuşatmasının 45’inci gününde bize yardım etmeye başladı. Bir buçuk ay boyunca biz tek başımıza direndik. Koalisyon uçakları IŞİD mevzilerini vurmasaydı Kobani düşebilirdi evet, fakat biz kanımızın son damlasına kadar direnmeye yemin etmiştik. Bütün dünya bizim cesur direnişimize şahit olduğu için biraz da destek verildi, bunu da unutmamak gerekir.

Savaş süresince Kobani ne kadar kayıp verdi?

IŞİD, Kobani’ye girmeye başladığında sivillerin birçoğunu Türkiye’ye gönderdik. Aynı zamanda köylerde hâlâ devam eden bir savaş var. Bu yüzden ölen sivillerin sayısı konusunda net rakamlara sahip değiliz. YPG’nin raporuna göreyse, 400 civarında savaşçının savaşta hayatını kaybettiğini biliyoruz.

Batı, Rojava’daki kantonları Ortadoğu’nun tek seküler yönetimi olarak gösteriyor. Sizce direnişle gelen zafer, Rojava’nın bu coğrafyanın seküler sigortası olmasını sağlar mı?

Rojava’daki projemiz, demokratik bir yaşamın temelini atmak. Bunun için de inanç, düşünce ve ifade özgürlüğüne ihtiyacımız var. Bu yüzden 1dünya, Ortadoğu’nun tek seküler toplumu olduğumuzu düşünüyor. Biliyorsunuz eskiden Ermeniler, Süryaniler, Türkmenler ve Kürtler Kobani’de barış içinde yaşıyordu. Biz hem Rojava kantonlarının, hem de Suriye’nin demokratikleşmesini, her dinden ve milletten insanın birlikte yaşayabileceği bir düzen kurmak istiyoruz.

Savaş kent merkezinde sona erdiğine göre ilk adımınız ne olacak?

Şu an tek önceliğimiz şehirdeki cesetleri kaldırmak. IŞİD militanlarına ait cesetler hâlâ sokaklarda ve yıkılan binaların altında. İlerleyen zamanlarda bunun salgın hastalıklara neden olabilir. Diğer çok önemli bir konuysa, IŞİD’in kenti terk ederken yerleştirdiği mayın ve tuzakların temizlenmesi. Bunun yanı sıra doktor, avukat ve mühendislerden oluşan çalışma grupları kurmak istiyoruz. Bu grupların kendi alanlarında bir dizi araştırmalar yapmasını, hazırlanacak raporları da insani yardım örgütlerine ve uluslararası kurumlara sunmak istiyoruz.

Niye?

Yeni hastanelerin yapılması ve şehrin yeniden inşa edilmesi için bu kuruluşlardan yardım talep edeceğiz.

Ya Batı, düşünüldüğü gibi Kobani’ye yardım etmezse?

“B” planınız var mı? Pozitif olmaya çalışıyoruz. Direnirken Batı bizden yardımını esirgemedi. Kenti yeniden kurarken de destek vereceklerinden şüphem yok. Kısa süre içerisinde önemli adımlar attık bile. Almanya’da faaliyet yürüten bazı yardım kuruluşları sağlık ekipmanı göndermeyi kabul etti. Eğer “Kobani’yi kendi imkânlarımızla yeniden inşa edeceğiz” dersek, bunu yapmamız mümkün olmaz. Böyle bir gücümüz yok bizim. Aynı zamanda Ahmet Davutoğlu’nun da bizi umutlandıran bazı açıklamaları oldu. Kobani’nin zaferinde kendilerinin de payı olduğunu söyleyen Davutoğlu, eminim ki bu kentin yeniden inşasında da yardımcı olacaktır.

Eş Başbakan Enver Müslim, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “IŞİD neyse PYD/ YPG de odur” sözlerine ilişkin şöyle konuştu: 4 Türkiye Cumhuriyeti, Kobani düşseydi IŞİD’in kendilerine, oradan da Avrupa’ya sıçrayacağını çok iyi biliyordu. Biz onlar için bir tamponduk. Artık Türkiye ile komşuluk ilişkileri geliştirmek istiyoruz. 4 Erdoğan siyasetin gereği olarak sözleri sarf etmiş olabilir ama YPG terörizme karşı büyük bir direniş sergiledi. Sivilleri korumak için canını ortaya koydu. 4 Türkiye devleti kendi içinde çelişkiler yaşıyor. Erdoğan bize terörist derken, Davutoğlu “Kobani zaferinde payımız var” ifadesini kullandı. 4 Türkiye’nin bizimle ilgili değişken ifadelerinin nedenini çözüm sürecine bağlıyorum. Eğer Kürtlerin problemleriyle ilgili somut adımlar Türkiye’de atılırsa, Rojava ile de yakın ilişkiler kurulabilir.

Türkiye’ye saldırmak isteyen tek bir YPG savaşçısı tanımıyorum…

Kobani’nin bir an önce yeniden inşası ve gerekli insani yardımların yapılması için Türkiye’nin koridor açması gerektiğini söyleyen Kobani Dışişle09TRFS07KOBANE6ri Başkan Yardımcısı İdris Nassan, savaş sırasında her gün onlarca Kürt gencinin yasadışı yollarla sınırı geçmek zorunda kaldığını söyledi. YPG ve YPJ saflarına katılmak için canlarını tehlikeye atarak sınırı geçen gençlerin arasından yaralananlar da olmuş. Kobani’nin üç tarafının IŞİD kuşatması altında olduğuna ve Türkiye’nin koridoru açmaması halinde Batı’nın yardımlarının da anlamsız kalacağına dikkat çeken Nassan, “IŞİD, sadece bizi değil, dünyayı tehdit eden bir unsur. Bu mücadele, ABD’li yetkililerin de dediği gibi en az üç yıl sürebilir. Türkiye en kısa zamanda insani yardım koridorunu açmalı” ifadelerini kullandı.

Suruç’ta pek çok yardım malzemesinin depolandığını ancak bunların Kobani’ye geçirilmesinde bazı zorlukların çıkarıldığını vurgulayan Bakan Yardımcısı, “Kanton yönetimi olarak temaslarda bulunmak üzere sınırı geçmeye çalıştığımızda, kapıdaki memurun inisiyatifi dahilinde geçişimize çoğunlukla izin verilmiyor. Suyumuz yok, elektriğimiz yok, yiyecek yemeğimiz yok. Bakın, kanalizasyonumuz bile yok. Savaş bitti ama yakında yaşamamız için gerekli olan asgari gıdaya sahip olmadığımız ya da hijyenik koşulların sağlanamamasından ötürü öleceğiz” dedi.

Suriye’nin başka bir yerinden yardım gelmesinin IŞİD yüzünden mümkün olamayacağını, diğer iki kantonla da fiziksel ilişkilerinin bu yüzden kesildiğini söyleyen Nassan, tek çarelerinin Türkiye’nin açacağı insani yardım koridoru olduğunu ifade etti. Türkiye hükümetinin YPG ve PYD’yi terörist olarak nitelendirmesinden dolayı mı bu zorlukların çıkarılıp, çıkarılmadığını sorduğumuz Nassan şunları söyledi: “Gidin, bir YPG’liye Türkiye’ye kurşun sıkıp sıkmayacağını sorun. Bir kişi bile Türkiye ile savaşmak istediğini söylemez. Bugüne kadar Türkiye’ye hangi Kobanili bir kötülük yapmış? Buna rağmen Türkiye’nin bize terörist demesini anlamsız buluyorum. Biz, Türkiye’de akrabaları, kardeşleri olan insanlarız. Türkiye’yi komşumuz olarak görmek, sürekli iyi ilişki kurmak ve yardımlaşma içinde olmak istiyoruz.”

Yarın: RAKKALI ÖSO KOMUTANI VE KOBANİ’DEN ÇIKIŞ….

TUNCA ÖĞRETEN

[email protected]

Twitter: @tuncaogreten

Etiketler: