Çarşamba , 13 Mayıs 2015
Anasayfa » Manşet » Şimdi de IŞİD’in ölüleri tehdit ediyor
Şimdi de IŞİD’in ölüleri tehdit ediyor

Şimdi de IŞİD’in ölüleri tehdit ediyor

Dört aydır devam eden ve yüzbinlerce insanın mülteci olmasına neden olan kanlı savaş sonunda bitti. Kentteki çatışmalar sona erse de ölüm tehdidi bu defa farklı bir yerden geliyor. Savaş sırasında ölen ve imkânsızlık yüzünden toplanamayan IŞİD militanlarının cesetleri hem salgın hastalık riski taşıyor, hem de tuzaklanmış.

Yaklaşık dört aylık direnişten sonra Kobani kurtulmuş, kent merkezindeki patlama sesleri yerini her yana yayılan “zılgıtlara” bırakalı birkaç gün olmuştu. Şanlıurfa’nın, Kobani’ye sınır Suruç ilçesinde aldım soluğu. Amacım, sınırı geçip Kobani’ye girmek, harabeye dönen şehri, direnişçi ve sivillerini yakından görmekti. Türkiye’nin dört bir yanından gelen yardımların depolandığı Suruç’ta, benim gibi Kobani’ye girmeyi bekleyen, onlarca ülkeden, yüzlerce basın mensubu vardı. Ancak Şanlıurfa Valisi, bir gün önce sınırlı sayıda gazeteciye Kobani merkezinde birkaç saat geçirmesi için izin vermiş, daha sonra da geçişleri iptal etmişti. Üstelik bu izin, Suruç’un kuzeyinde AFAD tarafından, Kobanili mültecilerin kalması için kurulan 35 bin kişilik çadır kentin ziyaret edilmesi ve görüntülenmesi şartıyla verilmişti.

KAMP REKLAMI YOKSA KOBANİ DE YOK

Yalnızca yedi bin mültecinin kalmayı tercih ettiği kampı ziyaret eden ve Kobani’ye giriş bileti kazanan -ağırlıklı olarak yabancıların yer aldığı- haberciler, o akşam kamp ve Türkiye Cumhuriyeti’nin tutumu hakkında olumsuz haber yapınca da Vali, izinleri süresiz olarak kaldırma kararı aldı. Vali’n08trfs07kobani3in bu kararını, içeriye giriş için kapısını arşınladığım kampın basın sorumlusu Arif Faraç’tan şu sözlerle öğrendim: “Elimizden geleni yaptık. Basını Kobani merkezine soktuk. Dört saat kalıp, çekim yaptılar. Türkiye hakkında olumsuz haber yapmak ne demek? Daha ne istiyorlar? Vali de doğal olarak girişlere izin vermeme kararı aldı. Israr etmeyin kardeşim. Giriş yok!” Birkaç yabancı gazeteciyle Vali’nin makamına gidip, izin almaya çalıştığımızdaysa, savaşın devam ettiği ve devletin can güvenliğimizi düşündüğü için izin vermediği bize iletildi.

KAÇAK YOLLARLA SINIRDAN GEÇİŞ

Pek çok gazeteciyi ülkesine dönmek zorunda bırakan bu kararın ardından, Suruç’un Konak köyüne yani sınırın diğer tarafında çatışmaların devam ettiği yere gittim. Burada, akrabalarının yanında kalan Kobanililer, ellerindeki dürbünlerle IŞİD militanlarının kontrolündeki evlerini izliyordu. Muhabbeti ilerlettiklerimden bir tanesi gece, kaçak yollarla sınırı geçerek Kobani’ye gideceklerini, istersem onlara katılabileceğimi söyledi. Valinin karar değiştirmesini beklersem haber yapamayacaktım, bu yüzden tüm riskleri göze alarak onlarla gitmeye karar verdim. Karanlık çökünce tellere yakın bir bölgede buluşmak için sözleştik. Dediklerine göre, ellerindeki gece görüş dürbünüyle askerlerin sınırı boş bıraktığı bir ânı kollayacak, tellere doğru koşacak, tahta parçasını dikenli tellerin üzerine koyarak atlayacak, bir süre sürünecek ve daha sonra arkamıza bakmadan yaklaşık iki kilometre koşacaktık…

İKİ KİLOMETRELİK EN UZUN KOŞU

İp gibi dizildiğimiz sınıra yakın arazide eğilerek, tellere kadar ilerledik. Sınır güvenliğini sağlayan askere ait Akrep modeli araçlar devriye geziyorlardı. Beni karşıya geçireceklerden bir tanesi elindeki gece görüş dürbünüyle civarda nöbet tutan askerleri kontrol etti. Boşluğu yakaladığı anda da arkadaşına işareti çakıverdi. İçlerinden bir tanesi hızla koşarak elindeki kalası tellerin, daha önce gevşetilmiş bir bölümüne dayadı. Zaten gevşek olan teller artık kalasın ağırlığıyla yere kadar inmişti. Koşarak tellerin üzerinden atlamaya başladık. O tahta parçası tellere takılmamamızı sağlayacaktı fakat heyecanlanan köylülerden bazılarının el ve bacaklarında kesikler oldu. Telleri geçmiş, rahatlayacağımı düşünürken Akreplere ait siren sesleri duyuldu. Uzunca bir süre yerde süründük daha sonra da YPG aracının bizi alacağı yere kadar yaklaşık iki kilometre koştuk. Bu sırada askerler, ardımızdan havaya ateş açıyorlardı. Belki de ben havaya olduğunu düşünmek istiyordum…

SAVAŞ SESSİZLİĞİNDE SEZEN AKSU: “BENİ UNUTMA”

Artık Kobani’nin, IŞİD’in elinde kalan son köylerinin birkaç yüz metre ötesindeydik. Yarım saat daha yürüdükten sonra YPG savaşçıları bir 08trfs07kobani5minibüsle yanımıza gelip beni köylülerden teslim aldı. Yapılan kimlik kontrolü ve araştırmadan sonra, kaportası mermi delikleriyle süslü araca bindirildim. Kısa bir sohbetin ardından, adının Xeme olduğunu öğrendiğim savaşçı arabanın marşına basıverdi… Artık Kobani’ye doğru gitmeye hazırdık. Arabanın çalışmasıyla birlikte Xeme, müziği de açtı. Bildiğimiz Kürt müziklerinden birini işiteceğimi düşündüğüm sırada Sezen Aksu’nun sesi duyuldu: “Sen de kendi payından bir hatıra seç. O, ben olayım. Beni unutma…” Ay ışığının, mermi çekirdeklerinin açtığı deliklerden içeri sızdığı arabadaki savaşçılar, kim bilir kaç sevgiliyi, kaç evladı, kaç dostu unutmak zorunda kalacaktı… Bir anda Xeme’nin ağzından şu sözler döküldü: “Türkçe bilmiyorum ama şarkılarınızı çok seviyorum.” Gerillalar, onların acıları, kafamdaki sorular, korkularım ve unutamadıklarımla beraber kentin merkezine doğru yolu çıktık.

4 AYDA ÜÇ BİN 710 IŞİD MİLİTANI ÖLDÜRÜLDÜ

Kobani kantonu yöneticileri tarafından açıklanan son rakamlara göre üç bin 710 IŞİD militanı, 426 da YPG’linin öldüğü savaş kenti harabeye çevirmişti. IŞİD’in attığı havan topları ve düzenlediği intihar saldırıları, ABD öncülüğündeki koalisyonun da düzenlediği hava saldırılarıyla kentte neredeyse hiç sağlam bina kalmamıştı. Kentte yaşayan herkes, başını sokacak bir bina bulunca geceyi orada geçiriyordu. Biz de öyle yaptık. Ne su ve elektrik ne de yiyecek vardı. Az sayıdaki evde bulunan jeneratörler, mazot oldukça açılıyor, telefon ve bilgisayarlar da o arada şarj ediliyordu. Geceyi bir battaniyenin altında üç kişi uyuyarak geçirdik.

ÖLÜLERİNİ DAHİ BOMBA YAPTILAR

Sabahın ilk ışıklarıyla kendimi sokaklara vurdum. Neredeyse her adım başı bir IŞİD’linin cesediyle karşılaşıyor, sokaklara sinen ağır koku ne yaparsam yapayım burnumdan gitmiyordu. Gördüğüm insanlara cesetlerin neden kaldırılmadığını sorduğumdaysa “IŞİD çoğu cesedin altına tuzaklama yaptı. Zaten kaldırmak istesek imkân yok. Türkiye’de bekletilen iş makinelerinin gelmesi lazım” cevabını aldım. Sokak köpeklerinin, bulduğu cesedi yediği Kobani’de görevli doktorlara göreyse, havaların ısınmasıyla salgın hastalık başlaması olası.

YPG SAVAŞÇISI: “BUNLAR MÜSLÜMAN DEĞİL”

Kentte dolaşırken, sekiz IŞİD’li cesedinin önünde, üzerlerinden çıkan Kur’an’ı öpüp alnına koyduğu sırada rastladığım YPG savaşçısı Abdullah 08trfs07kobani2İsa ile sohbet etmeye başladık. “Bunlar gerçek Müslüman değil” diyerek söze başlayan İsa, “Kobani’ye 20 bin kişiyle saldırdılar. Evlerimize, topraklarımıza, mallarımıza ve canımıza göz diktiler. Ben Batı’daki bir köyde yaşıyordum. Tanklarla kente girmeye başladıklarında merkeze doğru kaçtım. Sonra da YPG’ye katıldım” diye sözlerine devam etti. İsa, savaş süresince kendilerini en zorlayan şeyin IŞİD’in elindeki tanklar olduğunu şu sözlerle anlattı: “Bizim elimizde hafif silahlar vardı. Kentin etrafına hendekler kazıp, kalaşnikoflarla karşılık vermekten başka çaremiz zaten yoktu.”  İsa’nın anlattıklarına göre hava saldırısı başlayınca IŞİD’lilerin bir kısmı kaçmaya, bir kısmı da intihar saldırısı yapmaya başlamış. İsa ve arkadaşları Miştenur tepesinin eteklerine konuşlanmışlar. Onların görevi kaçmaya çalışan IŞİD militanlarını avlamak olmuş. Yerde yatan cesetler de kendi deyimiyle onların eseri. Öldürülenler arasında iki Fransız, bir de Türk var. “Daha önce araba tamircisiydim. Savaş başlayınca kısa bir eğitim alıp, YPG’ye katıldım” diyen savaşçı, eski mesleğine dönmek istemediğini ve asker olarak “orduda” kalmak istediğini söyledi.

Yarın: Kobani Kantonu Eş Başbakanı Enver Müslim ve Dış İşleri Bakan yardımcısı İdris Nassan Röportajı

TUNCA ÖĞRETEN

[email protected]

Twitter: @tuncaogreten

 

Etiketler:

Hakkında Müjgan Yağmur