Cumartesi , 4 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Devletin kaynağı: korku
Devletin kaynağı: korku

Devletin kaynağı: korku

Hobbes’un siyaset felsefesine yaptığı önemli katkılardan biri de devletin insanların duyduğu korkudan, güvensizlikten ve sığınma ihtiyacından doğmuş olduğunu, güvenlik ve özgürlükler arasında ters orantı bulunduğunu ortaya koymasıdır. Onun teorisi insanların güvenlik ve korunma uğruna özgürlüklerinden nasıl kolaylıkla feragat ettiklerini, özgürlüklerini nasıl gözden çıkardıklarını gösterir.

Devlet salt birbirlerine duydukları güvensizlikten dolayı biraraya gelen, bu duygu ve dürtü altında anlaşan insanlar tarafından oluşturulmuştur. Devlet korku içinde kendine sığınan, güvenliğini sağladığı insanları “halk”a dönüştürmüştür. Nasıl yapmıştır bunu? Onları bütünleştirmiştir. Daha doğrusu, kendisine sadakatle bağlı olarak birarada tutabilmek için korkularını canlı tutmuş, korkuyu daim kılmıştı. Çoğu kez de gerçekte var olmayan düşmanlar yaratarak yapmıştır bunu. Bu insanların birbirlerine karşı düşmanlıkları bastırılmış, ancak devlet onlar için dışarıdan düşman yaratmada hiç güçlük çekmemiştir. O hâlde halk yığınının belirleyici özelliklerinden birinin korku olduğunu söyleyebiliriz.

Dünya ile kurulan ilişkiden, dünyada bulunuyor olmaktan, dünyada yabancılık hissetmekten kaynaklanan kaygının halkın kolektif korkusundan farklı olduğunu vurgulamak gerekiyor. Paolo Virno, “kendini evinde hissetmeme” duygusunun “çokluk”un ayırt edici özelliği olduğunu, çokluğun bu duygu ile tanımlandığını belirtiyor.(1) Özgürlüklerin bastırıldığı, eşitsiz, adaletsiz bir dünya ona yabancıdır. Çokluk bu anlamda “evsiz”dir. Sokakları, sokağa çıkmayı sever. Kurumlara sığınmayı reddeder. Öngörülmeyene, olumsallığa, sürprizlere, mucizelere açıktır. Çokluk’un “kendini evinde hissetmeme” duygusu Heideggerci anlamda “angst”a değil, Jean-Luc Nancy’nin sözünü ettiği “politik duygu olarak kızgınlık”a yol açar.

Virno, bütünleşmeye, kaynaşmaya dayalı bir hayat biçimini ifade eden halk ve toplumsal, politik varoluş biçimi olarak çokluk arasındaki karşıtlığa dikkat çekiyor.(2) Buna göre çokluk, devlete sığınan, devlet himayesinde yaşayan halkın aksine merkezkaç karaktere sahiptir. Bu niteliğiyle devletin krizini gündeme getirir, devleti krize sokar, giderek devlet egemenliğini sarsar. Bunun da ötesinde, temsiliyete dayanmayan yeni politik biçimler arar.

Çokluk bütün bu niteliklerinden dolayı Hobbes gibi devlet egemenliğini savunan, bireylerin bu egemenlik için özgürlüklerinden feragat etmelerini meşrulaştıran düşünürler açısından olumsuz bir kavram, tehlikeli bir varoluş biçimidir; çünkü, Virno’nun da belirttiği gibi, çokluk modern egemenliği olumsuzlayan bir güç.

Çokluk kaynaşmış bir yığın değil, tekilliklerin çokluğu. Çok sayıda tekillik. Çokluk’un başlangıç noktası “Bir”, temelinde Bir var. Bir’lerin oluşturduğu ortaklık. Farklılaşma süreciyle çelişmeyen bu ortaklık devletin dayattığı homojenleşmenin sonucunda ortaya çıkan ve halk olarak adlandırılan birlikten bütünüyle farklı.(3)

Çokluk politik temsilin çöküşünü kışkırtır. Politik temsile sığmayan, temsili kabul etmeyen, kendi adına konuşmak isteyen bir güç. Bu güç politik partilerden, diğer geleneksel örgütlerden taşıyor. Türkiye’de günbegün otoriterleşen yönetime karşı mücadeleyi yürütebilecek olan da bu güç. 2013 yılındaki Gezi Parkı eylemleri ana muhalefet partisi CHP’nin temsilcisi olduğunu iddia ettiği “halk”ın değil, “çokluk”un gerçekleştirdiği bir şehir isyanıydı. İktidar birden karşısında “çokluk”u bulmuş, bunun üzerine başbakan “Türkiye’nin yüzde ellisini evlerinde zor tuttuğunu” söyleyerek “çokluk”u “çoğunluk”la tehdit etmişti.

Herkese mutlu bir yeni yıl diliyorum. İyimser ve umutluyum. Her şeye rağmen “umut ilkesi”ne bağlı kalmalıyız.

(1) Paolo Virno, Çokluğun Grameri, çev. V. Kocagül- M. Çelik, İstanbul, Otonom Yayıncılık, 2913, s. 37

(2) A.g.y., s. 25-28

(3) A.g.y., s. 47

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Halil Turhanlı

Halil Turhanlı