Pazar , 5 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Dünyaya yeniden komünizm mi geliyor
Dünyaya yeniden komünizm mi geliyor

Dünyaya yeniden komünizm mi geliyor

Ürünleri dünya pazarlarında dolaşamayan toplumlar, sorunlar sıkıştırdıkça “kolektivist” tepkiler gösteriyorlar.

Sonra da odağa, “üretim” ve “pazar ilişkileri”ni değil de, “üleşim” kavgalarını koyuyorlar.

Sol”un temeli, paylaşıma dayanır.

Üretim”i veri alır, onu sorgulamaz.

Bütün dikkatini, “artı değer”in üstüne konan “sermaye” ile tutuştuğu kavgaya celp etmiştir.

Çünkü sol, üretimin patladığı ama paylaşılmadığı, “sanayi devrimi” koşullarında ortaya çıkmıştır.

Nitekim Marx tarih sahnesindeki o yerini , “sermaye”nin arsız ve acımasız bir hızla bir avuç elde yoğunlaşarak temerküz edildiği bir konjonktürde, “zenginliğin paylaşılması” meselesini “emek” adına sorgulayan bir bilim ve eylem adamı sıfatıyla alacaktır.

Ne ki, bölüşüm önemlidir ama üretim, özellikle de şimdiki küresel pazarın belirlediği üretim, her şeyden daha önemlidir.

(Fakat burada uyarmalıyım:

Pazarın belirlediği üretim” dediğimi lütfen unutmayınız!

Bir sürü kapitalizm vardır ama benim kast ettiğim “gerçek pazar ekonomisi”dir.

Karışmasın diye, belki buna kapitalizm bile denmeyebilir.

Çünkü bana göre mal ve hizmetlerin yeryüzündeki “dolaşım” trafikleri, sadece ekonomik faaliyetlerin değil; inançların, kültürlerin, yönetim şekillerinin, hayat tarzlarının ve tüm tarihin belirlendiği ve biçimlendiği asıl temeldir.)

Doğrudan söylemeye dilimiz varmıyor gibi ise de; biz “gelişmiş ülkeler” derken, esasında kapitalistleşmişlik koşullarını kastettiğimizi pekâlâ biliyoruzdur.

Meselâ Almanya ya da Hollanda yahut Danimarka dendiğinde, hemen akla oraların zenginliği mi gelir, yoksa üleşme problemleri mi?

Hepimiz biliriz ki, Almanya veya Hollanda yahut Danimarka üretken, zengin ülkelerdir ve adilce de paylaşırlar.

Bugün bakımından açız diye bağıra çağıra sokaklara dökülen toplumlar, her şeyden önce verimliliği düşük ve herkesi doyuracak üretimlerden yoksun olan toplumlardır.

O nedenle, ne ortada pay edilecek yeterli ürün, ne adalet ve dolayısıyla ne de doğru dürüst demokrasileri vardır.

Örneğin 2014’te IBM firması 7500, Samsung ise 5000 patent almışlardır.

Bu, bir güne yirmi tane; saat başına ise bir icadın düşmesi demektir.

Sorun ilkin bu tür noktalardadır.

Sorun kapitalizm yüzünden değil, kapitalistleşememek yüzündendir.

Türkiye’de kapitalizme ve çoğu kimsenin ne olduğunu hâlâ bilmediği ve anlamadığı emperyalizme sövmek pek bir marifetten sayılmaktadır.

Oysa sövdükleri, buralara uğranmadığı ölçüde fukaralığa yol açan kendi kaderlerinden başkası değildir.

En büyük emperyalizm, küresel ilişkilerin dışına itilmektir.

Ve Türkiye’deki zenginler de kapitalistlikten çok, rant erbabı sömürgenler sınıfındandırlar.

Marx’ın yaşarken doğal olarak göremediği, “üretimdeki verimlilik artışı”nın giderek refah toplumuna yol açacağı ve sanayileşmiş toplumların “sosyal demokrat” çizgide konseptler yaratarak daha adil dengeler kurabileceği meselesinde düğümlenmiştir.

Gerçekten de onun “devrim” öngörüsü, kapitalistleşen değil, tam tersine kapitalistleşme sancısı çeken ülkelere münhasır kalmış ve kalmaktadır.

Şimdilerde ise, sosyolojinin köprüleri altından epeyi sular akmış ve artık kitleler bakımından “zincirlerinden başka kaybedecek şeyi olmayan proletarya”dan; ev, otomobil, yazlık hayalleri kuran ve her fırsatta tatil yapmak isteyen kentsoylu emekçiler dünyasına doğru bir evrimleşme gerçekleşmiştir.

Ne Atina sokaklarında, ne başka Avrupa ülkelerinde ve nispi olarak da bizde, komünizmi özleyen geniş kitleler sözkonusudur.

Herkesin istediği, sadece daha güzel bir “maddi hayat”tır.

Bu dilek, kapitalistik bir içeriği haiz olup; daha fazla pay için feveran edilmektedir.

Yoksa, dünyayı yanlış okuyarak, “yeryüzü komünizme doğru gidiyor” diye bir kere daha heveslenen ütopyacılara kanıp da boş yere yanılgıya düşülmemelidir.

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.