Cumartesi , 27 Aralık 2014
Anasayfa » Yazarlar » Erdoğansız siyaset nasıl olurdu
Erdoğansız siyaset nasıl olurdu

Erdoğansız siyaset nasıl olurdu

Deniyor ki, cinnet hâlinden çıkmalıyız!

Erdoğan varken mümkün mü bu?

Kim bizi bu cinnete sürükleyen?

Erdoğan olmasa, yaşanır mıydı bunlar?

Adeta görevli.

Sanki geç başına, Türkiye’yi karıştır, demişler.

Ne böyle hırsızlık görüldü, ne böyle yolsuzluk.

Her türlü numara var.

Kanunsuzluk desen, temel ilkesi.

Tepemizde alıcı bir kuş gibi, ruhumuzu bedenimizi deşiyor.

Ama gene de, utanmadan ayakta alkışlıyorlar.

Sonra da gidip üniversite kürsüsünde hocalık yapabiliyorlar.

Bakara makara”yı yalayıp yutarak din adamlığını sürdürebiliyorlar.

Toplum içinde yüzleri kızarmadan dolaşabiliyorlar.

Onunla daha özgürüz” diyen gazeteci yazarlar bile var.

Oysa özgürlük, bize överken değil, egemeni yererken lâzım olacak bir şey değil midir?

Onunsa gıdası gerginlik.

Geçen gün “hani nerede o çalınan tencereler tavalar” diye anımsatarak, savaş alanı bandosunun eksik enstrümanlarını kışkırtmayı da ihmal etmedi.

Bu duruma daha ne kadar dayanabiliriz?

Çocuklarımızın geleceğini, böyle bir adamın hınçları uğruna bu kadar ateşe atmayı gerektirecek ne var da, katlanıyoruz ona?

Yaptıklarını, ettiklerini trene bakar gibi hep böyle seyir mi edeceğiz?

Erdoğan’ın otoriterliğe bu denli kolayca tırmanması vesilesiyle de gördük ki, Türkiye’nin demokratik bağışıklık sistemi olsun, entelektüel sermayesi olsun, meğer ne kadar kırılganmış!

Hani hepimiz, bir anti-kahraman olarak Erdoğan için “şöyle güçlendi, böyle tek adam oldu” falan diyoruz ya; bırakın rencide olmayı, üzülmeyi, ona adeta büyüklüğünün teslim edilmesi gibi geliyor da hoşuna bile gidiyor.

Eskiden, hazırda daima bir deprem çantanız olsun, derlerdi.

O depremin yerini şimdi Erdoğan alınca, artık bir “gözaltı” çantanız olsun, diyorlar.

Ülkeyi bu hâle getiren bir adamın hâlâ orada oturuyor olması, bu millet için bir zül değilse, nedir?

Onun bir an için siyasal bir aktör olmadığını düşünün.

Ülkede esen hâlihazırdaki paranoya, aynen böyle sürer miydi, dersiniz?

Bence bütün ortalığı karıştıran Erdoğan’dır.

Bu faktör ortadan kalkmadan, Türkiye’nin normalleşmesini beklemek hayaldir.

Her ağzından çıkan, yeni bir belânın habercisi gibidir.

O olmasaydı yapmayacakları şeyleri bile AKP’ye yaptıran, odur.

Erdoğan’ın gitmesini istemek, bana göre çok hayırlı bir dilektir.

Onun iktidarının bu memlekete verdiği zararları gözardı etmek, hiçbir yurtsevere yakışmaz.

Bu çağda zorba bir despota tahammül etmek, bu milletin hasleti olamaz.

Türkiye’nin bütün kurumları; başta parlamento ve yargı organları, sivil toplum, üniversiteler, iş dünyası, kanaat önderleri, anayasal görevlerini dahi fütursuzca çiğneyen bu şahsiyetin iyice kötüleşen ruh hâlinin ele verdiği muhtemel sağlık sorunlarını da önlerine koyarak, artık ona dur demenin demokratik bir yolunu bulmalıdırlar.

Ondan izan beklemek boşunadır.

Bu merhaleler çoktan geçilmiştir.

Darbeciliğiyle maruf bir ordunun hazırlık plânlarına dahi darbe demekten vazgeçip, ceplerinde çakı bile taşımayan gazetecilerle, dizi film yapımcılarına darbeci diyen bir kimse, sadece sağlıksız değil, aynı zamanda kötü de birisidir.

Kaldı ki asıl darbeci kendisidir.

Darbeci generaller, memleket uçuruma doğru gidiyor diye darbe yaparlardı.

O ise, kendi iktidar döneminin hırsızlık ve yolsuzluklarını örtbas etmek için yapmaya kalkmıştır ki, onlardan daha ayıplıdır.

17/25 Aralık’tan beri işlediği hiçbir suçun telafisi asla mümkün gözükmemektedir.

Buna dönük çabaları da boşunadır.

Ona ortak olanlar, utanmayı ve yanlıştan dönmeyi bir an önce hatırlasalar iyi ederler.

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.