Cuma , 22 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Fazla naz âşık usandırır
Fazla naz âşık usandırır

Fazla naz âşık usandırır

Ben ortada iyice arapsaçına dönmüş bir “Çözüm Süreci” görüyorum; siz halâ görmüyor musunuz?

Üstelik, bırakın “Özerklik” tanıyıp “Yerel Meclis”i telâffuz etmeyi; senelerdir doğru dürüst bir “Yurttaşlık Tarifi”ne dahi gelinebilmiş değilken hem de.

Sakın “tekere çomak sokuluyor” yaygaralarına sapmaya da kalkmayın!

Tersine!

İşleri asıl bu hâle getiren bilesiniz ki yalnızca sizlersiniz.

Erdoğan ya da Öcalan yahut Kandil’dekiler demokrat kimseler değiller ki, onlarla yürütülen bu işten hayır gelsin.

Sadece onlarla ve hükümetten, MİT’ten ve diasporadan bir avuç adamla olacak şey midir bu?

Zaten Arınç’ın son çıkışıyla da, Erdoğan’la hükümetin arasındaki gerginlik birden su yüzüne çıkıverdi.

Hiçbir şey olmasa bile, çok eğlenceli.

Çünkü Arınç, yanlış anlaşıldığını ileri sürerek bu tavrından bakalım nasıl bir kıvırtmayla çark edecek?

Demirtaş desen, o da Nevruz’da yoktu.

Gerekçesi neymiş biliyor musunuz?

İzdihammış.

İzdihamdan kadınları sakınmıyorsunuz da, onu mu sakınıyorsunuz?

Yoksa, “seni başkan yaptırmayacağız” dediği için Öcalan’ın ona verdiği tek ayak üstünde durma cezası mıdır, işin aslı?

Bakın bu genç adamın en büyük handikabı, ille de Kürt mahalli liginde top koşturmak heveslisi olmasıdır.

Umarım tasfiye olmadan önce görür bunu.

Öte yandan, Öcalan’a tamamı müebbetlik silah arkadaşlarından karargâh mı kuruyorsunuz, sekretarya mı; nedir o öyle?

General Mustafa Muğlalı’nın adını bir kışlaya vermekten ne farkı var bunun, kışkırtıcılık bakımından?

Müzakere zeminini tutarlı kılmak için hukuk ve siyaset erbabı başka Kürt mü kalmadı?

Yirmi senedir içeride yatan adamlarla neyin teatisini sağlıkla yapacaksınız ki, bu yolu seçtiniz?

Valla Kürt şikâyetlerinden artık gına da geldi; ben söyleyeyim.

Dönüp biraz da kendinize ayna tutsanız, diyorum.

Kürtler söylem ve eylemleriyle, Türklerden sürekli uzaklaşıyorlar çünkü.

Al atını, ver tımarımı” demeye az kaldı zahir.

Sadece sizin değil, ötekilerin de.

Türklerin büyük bölümünün kazanılamayıp iyice yitirildiği MHP’ye artan teveccühten de belli olmuyor mu?

Hep siz haklı değilsiniz.

Ayçiçeği paralarıyla Güneydoğuya Keban yapıldı ama Edirne’yi her sene halâ sel götürüyor.

Tekirdağ’a giderseniz, Diyarbakır’ı sömürerek semirdiğine dair bir belirtiye rastlayamazsınız.

Türkiye’nin en çok katma değer üreten ilk on şehrinden biri olduğuna bakmayın; caddeleri Şırnak’tan daha beterdir.

Güneydoğuyu “Gazi, Kahraman, Şanlı” diyerek pohpohlarken, toprağında iki yüz elli bin şehidin yattığı bir batı kentini filmlerde “Çanakkaleli Melâhat” namlı genelev patronu ile anmak ne kadar yaralayıcıdır kimbilir, hiç düşündünüz mü?

Haldun Taner usta bile, kabadayısı dandik olunca “Kürt Cemali” diyemeyip piyesinin adını “Keşanlı Ali” koymamış mıydı?

Televizyona çıkıp bir kere de şu Malkara’nın, Uzunköprü’nün, Hayrabolu’nun, Vize’nin dertlerini konuşun da dişimi kırayım!

Ürettiği katma değerler kendisine harcansaydı İsviçre gibi olacak toprakların ve insanların derin hoşgörüsü, bu kadar mı suiistimal edilir be birader!

Sorun varsa bu tüm Türkiye’nin demokratikleşmesi değil midir?

Ruanda’nın Hutuları ile Tutsileri arasındaki kanlı kavga buradan bakınca nasıl trajikomikse, Türklerle Kürtlerin kavgası da dünya için öyle algılanmıyor mu sanıyorsunuz?

Habire “halklar” diyerek sözcüğü çoğul kullanıyorsunuz. HDP’nin H’sı da “halkların” demek zaten.

Amerikan Halkları mı deriz, Amerikan Halkı mı deriz?

Fransa Halkları mı deriz, Fransa Halkı mı deriz?

İsviçre Halkları mı deriz; ki Alman, Fransız ve İtalyan kantonlarından oluşmuştur, yoksa İsviçre Halkı mı deriz?

Türkleri ve Kürtleri, bir yandan iki ayrı halk olarak ayrıştırmaya çalışırken, diğer yandan aynı toplum yapısı içinde bütünleşmeyi hedeflediğinize kim inanır?

Bırakın Allah aşkına, çocuk mu kandırıyorsunuz?

Ayrılmaksa ayrılmak, anasını satayım!

Ama önce dürüst olmak gerekmiyor mu?

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.