Cumartesi , 28 Şubat 2015
Anasayfa » Yazarlar » Geleneklerle çatışan filozof
Geleneklerle çatışan filozof

Geleneklerle çatışan filozof

Max Horkheimer felsefe ve gerçeklik arasında kökten bir gerilim bulunduğunu, felsefenin sabit, öncesiz ve sonrasız kabul edilen yasaları, gelenekleri sorguladığını, onları sınadığını belirtir. Sokrates’in hayatını, yargılanmasını örnek olarak gösterir.(1) Sokrates gerçekten filozof ve toplum (şehir) arasındaki çatışmaya bir örnek oluşturur. O, törelere kayıtsız şartsız uyum sağlamayı reddetmiş, gençleri geleneklerin ve önyargıların ağırlığından kurtarmaya çalışmış, bundan dolayı cezalandırılmıştı.

Horkheimer bu noktada felsefe ile bilim arasındaki farka da dikkat çeker, felsefeyi bilim olarak gören düşünürleri eleştirir. Horkheimer’e göre bu konudaki en ayırt edici fark felsefenin etkinlik alanının verili düzenin sınırları içinde olmaması. Diğer deyişle, felsefe verili düzen içinde bir disiplin değil. Felsefede her okul kendinden önceki okullara karşı çıkar ve bir başlangıç olduğu iddiasını ortaya koyar. Oysa bilim hazır verilere dayanır. Bilime yol gösterici hazır veriler mevcuttur. Bilim insanları toplumla çatışmazlar mı? Çatışırlar ve tarihte bunun örneklerini bulmak elbette mümkündür. Akla gelen ilk örnek Galilei. Ancak Horkheimer, onun bilimsel düşüncelerinden dolayı değil, bilimsel bulgularının felsefi temellerinden dolayı yargılandığını ileri sürüyor. Horkhermer’a göre eğer Galilei güneş merkezli kuramını kiliseyi rahatsız etmeyecek teolojik bir temelde açıklasaydı yargılanmaktan pekâlâ kurtulabilecekti.

Alain Badiou’nun da felsefeye ve Sokrates’e bakışı kimi yerde Horkheimer’inkine yakındır. Badiou’ya göre hakikat arayan bir disiplin olarak felsefe bu arayışı herkese açık tutar, “herhangi bir kişi için olmayı kabul eder”. Bir diğer ifadeyle felsefe, “zihinlerin eşitliği aksiyonuna” dayanır ve bu aksiyon onu özünde demokratik kılar.(2)

Badiou felsefenin yerleşik zihinsel örgütlenmeyi yıkan, yeni bir örgütlenmeyi ve değerleri teşvik eden, onamanın yerine eleştiriyi ikame eden bir disiplin olduğunu yazar. Felsefe toplumda bu anlamda bölünme yaratır. Toplumsal bütünlüğü bozan, bölünmeyi teşvik eden bir disiplin, bölücü bir entelektüel etkinliktir.

Badiou bu nedenle felsefeyi “özgür bir sesleniş” olarak niteliyor ve filozofun özellikle “mantıksal başkaldırıya yatkın” olduklarını bildiği gençlere seslendiğini belirtiyor. Badiou’ya göre Sokrates tam da bunu yapmıştı. Gençlere Atina sokaklarında seslenmiş, onlara yerleşik düşünceye, boyun eğmeme, “hayır” deme çağrısında bulunmuştu.(3)

Max Stirner, Horkheimer ve Badiou’dan farklı düşünür; çünkü ona göre Sokrates bir filozof olmanın yanısıra bir “egoist”tir. Bu nedenle Atinalılara kendini yargılama hakkını vermemeliydi, onlara böyle bir hakkı tanımamalıydı. Biricik, benzersiz olarak davranmalı, kendini Atina toplumundan ayırmalıydı.(4)

Egoist toplumu aşmaya çalışır. Sokrates’in Atina toplumunun geleneklerini, törelerini sorgulaması o toplumu aşma iradesinin ifadesiydi. Ama her toplum kendini aşmak isteyen egoisti ezmek ister. Atina toplumu da bu bakımdan bir istisna değildi.

Bütünleşmiş kitleden, halktan kopmak isteyen cezalandırılır. Engizisyonun modern zamanlara uyarlanmış biçimi olan halk mahkemelerinin mantığı ve işlevi de budur zaten. Dogmaları, önyargıları korur, toplumun algı ortalamasını ihlal eden, bütünlüğü bozan bireyi cezalandırır, onun infazına karar verir bu mahkemeler.

(1) Horkheimer, Geleneksel ve Eleştirel Kuram, çev. M. Tüzel, İstanbul: YKY Yayınları, 2. baskı 2012, s. 470

(2) Badiou, Felsefe ile Politika Arasındaki Gizemli İlişki, çev. M. Erşen, İstanbul: MonoKL 2011, s. 40

(3) A.g.y., s. 23

(4) Stirner, Biricik ve Mülkiyeti, çev. S.T. Noyan, İstanbul, Kaos Yayınları, 2013, s. 264-265

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Halil Turhanlı

Halil Turhanlı