Pazartesi , 6 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Humeyni’nin ufku
Humeyni’nin ufku

Humeyni’nin ufku

Dünyada bu çığırı Humeyni başlattı: Salman Rushdie’nin öldürülmesi için fetva çıkararak. Bu fetva ile, Müslüman dünyasına, İslâm’ın kutsallıklarına Müslümanlar gibi saygı duymayanları öldürmeye hakları olduğunu bildirmiş oldu. Yalnız “hakkı olmak” değil, bunun Müslüman için bir görev olduğunu bildirdi. Bu görevi yerine getirecek kişinin cennetlik olması da basit bir mantık gereği.

Ama bunu yaparken aslında ne yapmak istiyordu Humeyni? Benzer olaylardan sonra hep bunu yazdım; ama benzer olayların sonu gelmiyor. Onun için gene yazıyorum: Müslüman dünya ile Müslüman- olmayan dünya, ama öncelikle Batı dünyası arasında her türlü alışverişin durmasını, etkileşimin kesilmesini istiyordu. Yakınlaşmak, anlamak ve sevmek değil, bunun sonu İslâm’ın silinmesidir; o halde, tanımamak, reddetmek ve çatışmak –dolayısıyla öldürmek de. Salman Rushdie’yi öldür, Hollanda’da “Allah” adıyla oyun oynayan barmeni öldür, Charlie Hebdo’yu çıkaranları öldür, Danimarkalı karikatürcüleri öldür vb.

Bunları yapan bir Müslüman dünyanın Batı’da da dostu kalmaz. Bu da planın etkili yürümesinin önemli bir ayağı.

Şu aşamada, şu olayın hemen ardından, Hollande bence doğru ve değerli bir tavır aldı. “Bu İslâm’ın yaptığı, İslâm’ın sorumlu olduğu bir şey değil,” dedi. Dün yazdığıma bağlayarak söylüyorum: İslâm dünyasından olmayan biri, bir “Batılı”, bir “Hıristiyan” söylediği zaman bu sözün bir anlamı ve bir değeri var. Ulusal Cephe’nin hemen sömürüp semireceği böyle bir olaydan sonra, oyları zaten düşmekte olan Hollande’ın bunları söylemesi ayrıca dikkate değer.

Dikkate değer, övgüye değer, tarihe olumlu bir şekilde geçecektir… Bütün bunlar tamam da, ne kadar etkili olacaktır? Fransa’da ne kadar etkili olacaktır, Fransa dışında Batı dünyasında ne kadar etkili olacaktır?

Anlaşılır, belirgin nedenlerle, pek etkili olamayacağı kanısındayım. Sıradan insan, “sokaktaki adam” mı diyeceğiz, ne diyeceksek o, “medeniyetler çatışması” gibi kocaman soyut kavramlar çerçevesinde düşünmez. “Ben”i bilir, “biz”i bilir, “onlar”ı anlar. Boynuna “Je suis Charlie”yi asıp dolaşmaz ama buna rağmen yeni bir 11 Eylül’de yok olup gidebileceğini anlar. Bunu, “onlar” yapacaktır. “Onlar” zaten hep bunu yapmaktadır. Onun için de bir an önce ortadan kaldırılmalıdır.

Şu Cezayirli kardeşler üstelik Arabistan’da bir yerlere gidip geldikleri biliniyor. Bir kere, “gitmiş”lerse, nasıl geri geliyorlar? Niye kabul ediliyorlar? Demokrasi, insan hakları, şu bu, öyle mi? O şeyler “medeni” insanlar için yapılmış, onlara gerekli; bu cani ruhlu adamlar için yapılmamış…

Bu zaten bütün Le Pen’lerin mantığı: “onlar”ı kovalayalım kendi yerimizden yurdumuzdan; sonra kendi aramızda, güllük gülistanlık, güzel güzel yaşayalım. Fransa’daki Le Pen’ler böyle düşünüyor, ama İzmir’deki “Kürt manavdan alışveriş etmeyin, Kürt gündelikçi kadın tutmayın,” diye bildiri dağıtan Le Pen’ler de aynı fikirde.

Toplumda yaygınlaşan bir ruh halinin resmî görev yapan resmî kişilerin bilincine de sıçramaması mümkün mü? Örneğin bilmem ne havaalanında pasaport polisi falanca… Önüne gelen esmer renkli adamın Yemen ya da Pakistan ya da Türkiye çıkışlı pasaportuna ne gözle bakacak? “Bu adam buraya beni öldürmek için gelmiş olabilir mi?” diye düşünmesi çok anormal bir şey mi?

Bütün bu kuşkular, korkular, gündelik davranışlara sinmez, nüfuz etmez mi?

Eder. Edince, kendini belli de eder. Malezya’dan Paris’e ya da Kopenhag’a ya da Viyana’ya gelen adam, pasaportunu inceleyen adamın renginden, kökeninden, dininden ötürü onu bir “potansiyel düşman” olarak gördüğünün farkına hemen varır.

Geldiği yerde ne kadar zaman geçirecekse, aynı duyguyu kimbilir kaç kere daha yaşayacaktır. Onun da duyguları var; ona bu gözle bakan ve böyle davranan insanlara o da dostluk beslemeyecektir.

Dostluk beslemeyeceği için ilk fırsatta El Kaide’nin adresini sorup öğrenmesi, gidip yazılması gerekmiyor. Normal hayatını yaşamaya devam eder. Ama artık “oralarda beni aşağılıyorlar” bilinciyle devam ettirir “normal hayat”ını.

Dostluk değil düşmanlık duyması için zaten bir yığın başka neden de vardır. 11 Eylül sonrası Filistin’den kısa haber klipi yayımlamışlardı, hiç unutmam. Bir kadın göbek atıyordu.

Bizim varsayımsal Malezyalı da “normal hayat”ını devam ettirir ve yeni bir 11 Eylül olduğunda göbek atar.

Bu kadarı yeter zaten.

Yani, Humeyni’nin kurduğu saat bugün de tıkır tıkır işliyor.

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Murat Belge

Murat Belge