Pazartesi , 6 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Kara Ocak
Kara Ocak

Kara Ocak

Bir hafta sonu Bursa’dayız annem, kardeşim ve ben sinemaya gitmişiz. Eve döndüğümde babamın suratı bir karış, ağladı ağlayacak. Derinden gelen bir sesle Uğur Mumcu, dedi, Uğur Mumcu’yu öldürmüşler. Hepimiz öyle bir anda sessizce kaldık. Televizyonda Süleyman Demirel, Erdal İnönü Uğur Mumcu’nun kanının yerde kalmayacağını, devletin katilleri bulacağından bahsediyorlardı. Uğur Mumcu’nun gerçek katilleri hiç bulunmadı.

Yıllar sonra, karanlık bir günün öğleden sonrası televizyonlarda Hrant yerde yatıyor, ayakkabısının birinin altı delik. Birkaç gün sonra cenazesinde binler buluşuyoruz, Rakel Hanım’ın konuşmasını dinliyoruz, “bir bebekten katil yaratan düzen” diyor. Sonrasında binler yürüyerek Kumkapı’ya gidiyoruz. Düzen, derin devlet artık adına ne derseniz deyin incelikli birini daha bu yavan yaşamımızdan koparıyor.

Şimdi benim el kadar bebelere bakıyorum, nasıl bir düzene yetiştiriyoruz çocuklarımızı? Birbirinin üstüne basarak, ezerek, geçerek, vurarak, kırarak, ölerek, öldürerek tırnaklarıyla kazıya kazıya tutunacakları bir yaşama mı? Yaşam dediğimiz öykünün içinde umut, özgürlük, sevgi, güzellik, ve emek olmadan bir anlamı var mı? Susmak zaten ölüm demek.

Siyasetin yolsuz kalantorlarını, ucu bucağı belli olmayan saraylarını, kin ve nefret saçan kalbi kurumuşları görüp sessiz mi kalacağız? Her gün üstlerine bombalar yağdırılan garibanları, dağ başlarında, çöllerde açlıkla cebelleşip can veren çocukları, ağaçları kesip, yerin altını ve üstünü talan edip, madencileri yerin bin kat dibine gömen paragöz katilleri görüp suskun mu kalacağız? Şu hayatta iki gram mutluluğu fazla görüp, garibanın cebindeki üç kuruşa gözünü diken, o üç kuruşlarla gemiler alanları görüp başımızı başka yere mi çevireceğiz?

Bu topraklardan bin yıllar boyunca ne şahlar ne padişahlar, ne krallar ne imparatorlar, ne beyler ne ağalar geldi geçti. Tek birine dahi kalmadı bu dünya. Bugün vuran kıran, ezen, öldüren, acımayan, önlerinde yerlere kadar eğilen kölelerinin önünde kendilerinden emin kıvançlı bir tavırla esip kükreyenler bile ki gün gelecek isimleri bile hatırlanmayacak. Bu topraklarda güneş gene doğacak, bu topraklarda yeni Uğurlar, yeni Hrantlar, yeni Metin Göktepeler özgür bir dünya kurmak için yeniden el ele verecekler. Hani bağırıyoruz ya cenazelerde biraraya gelince insanlık onuru faşizmi yenecek diye, boşa bağırmıyoruz. Bir bildiğimiz var.

Gazete önlerinde sadece özgürlüğü savundukları ve mesleklerini yerine getirdikleri için gerici- faşistlerin hedefi hâline getirilen gazeteci kardeşlerimiz korkmasın. Bu kara suskunluk, bu kara Ocak ayı başladığı gibi biter. Gün bahara döner, bunca hakkı yenen insanın âhı yerde kalmaz. Berkin Elvan kardeşimiz, Ali İsmail ve Gezi’de yitirdiğimiz özgürlük güvercini arkadaşlarımızın hiçbiri yaşamlarını boşa vermediler. Ne Uğur Mumcu, ne Metin Göktepe, ne de Hrant Dink yok yere aramızdan ayrıldılar. Onların gerçek, demokrasi ve barış adına çaktıkları ışık bugünün karanlığında önümüzü aydınlatmaya devam ediyor.

@UlasDogaEralp

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Ulaş Doğa Eralp

Ulaş Doğa Eralp