Cumartesi , 4 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Mahkeme beğenmemek
Mahkeme beğenmemek

Mahkeme beğenmemek

Sağlık Bakanı Müezzinoğlu’nun Yüce Divan konusundaki açıklamalarıyla Türkiye hukukun aşındırılması sürecinde yeni bir virajı daha almış oldu. Böylece farklı mahkemelerin farklı yapıların elinde olduğu bir kabile hukukunda yaşadığımız tescillendi.

İşimiz mahkemeye düştüğü zaman, bize yakın mahkeme veya yargıç aramaktan başka “çaremiz” kalmadı demektir. Ne de olsa yargıcın bir siyasi kimliği varsa ondan bağımsız karar veremeyeceğine çoktan iman etmişiz.

Mahkeme “bizdense” güveneceğimiz “bizden değilse” güvenmeyeceğimiz bir yaklaşım bu ülkede hukuk devletinin tabutuna son çiviyi çakmaktır.

Müezzinoğlu’nun sözleri, “Ben bana kastedene tekrar kendimi teslim etmem” ifadeleriyle özetlenebilir. Müezzinoğlu temizliği kendi içlerinde yapacakları müjdesini de veriyor: “Bu anlamda toplum vicdanını rahatlatacak şekilde gereğini yaparız” diyor.

Müezzinoğlu şunu mu demek istiyor: Yüce Divana yani Anayasa Mahkemesi’ne güvenmiyoruz. Bu nedenle Komisyon bu arkadaşları Yüce Divan’a göndermemeli. Komisyonun “mecburen akladığı” bu arkadaşlar, eğer çürük dişse biz onu da çekeriz. Bu sözleri başka nasıl yorumlayabiliriz?

Müezzinoğlu’nun mantığını izlemeye devam edelim: Diyor ki Müezzinoğlu; “Toplum vicdanı, Yüce Divan vicdanından çok daha değerli. Yüce Divan’da aklananların toplum vicdanında aklanmadığı ya da Yüce Divan’a gitmeyip toplum vicdanında temiz kaldığı örnekleri biliyorum.

Peki o zaman, Meclis Soruşturma Komisyonu’nda Yüce Divan’a gitmesinler diye “mecburi” bir aklama olursa, Müezzinoğlu’nun yukarıdaki ifadeleri akla gelmez mi? Biz de çıkıp şunu söyleme hakkını elde etmez miyiz: “Toplum vicdanı, TBMM Soruşturma Komisyonu’nun vicdanından çok daha değerli. Komisyon’da aklananların toplum vicdanında aklanmadığı örnekleri biliyoruz.

Kaldı ki yapılan anketlerde toplumun önemli bir çoğunluğunun yolsuzluk yapıldığına inandığı ve bunu onaylamadığı ortaya çıkıyor. Buna rağmen ölçümüz seçim kazanmak mı olmalı? Bunun neresi hukuki? Bizde Kuvvetler Ayrılığı ilkesi yok mu?

Müezzinoğlu’nun ve Anayasa Profesörü Kuzu’nun mantığını izlersek, mevcut Anayasa Mahkemesi’ne güvenemeyiz. ABD’de hangi mahkeme üyesinin Demokrat, hangisinin Cumhuriyetçi olduğunu herkes bilir. Buna rağmen mahkeme üyelerinin partizanlıkla kolay izah edilemeyen oy verme tercihleri de vardır. Neden? Çünkü ölçü ABD Anayasası ve o da yetmediği zaman evrensel hukuk normlarıdır da ondan.

Mahkeme üyelerinin kahir ekseriyeti AK Partili olduğu zaman mı bu mesele “çözülecektir”? Bunu mu beklemeliyiz? Bence mevcut mahkemenin kişisel aidiyetleri nedeniyle evrensel hukuk normlarına göre hareket etmeyeceği iddialarıyla mahkemeyi yıpratmak tarihî bir hatadır, vahim bir partizanlık örneğidir.

Bugün bu mahkemeyi baskı altında tutanlar açıkça suç işlemektedirler. Her türlü farklılığı tehdit olarak görenler, asıl bu zihniyetin bizleri hukuk devletinden uzaklaştırdığını ne zaman görecekler?

Mahkememizin gelenek oluşturabilmesi için siyasi baskılardan uzak tutulmasına özen göstermek gerekmektedir. Siyasetin kendi kendisini temizlediği bir örnek dünyada mevcut mudur? Yargının dinamitlendiği yerde siyaset kirlenmeye kaldığı yerden aynen devam eder.

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Yüksel Taşkın

Yüksel Taşkın