Pazar , 5 Nisan 2015
Anasayfa » Yazarlar » Schmitt’in izinde bir cumhurbaşkanı
Schmitt’in izinde bir cumhurbaşkanı

Schmitt’in izinde bir cumhurbaşkanı

MUGALATAYA fırsat vermemek için yazıya bir uyarıyla başlamam gerekiyor:

***

AŞAĞIDA Alman hukukçu ve filozof Carl Schmitt’in teorileriyle Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın söylemleri arasındaki çok tehlikeli paralelliğe dikkat çekeceğim.

Ancak şunu ısrarla belirteyim: Sözkonusu Schmitt’in Nazizm’le flört etmiş, hatta bir ara partiye üye olmuş olması Erdoğan’ı da Hitler’le kıyaslayacağım anlamına gelmiyor.

Nitekim bırakın öyle Hitler gibi dehşetengiz lâfları… AKP’nin ve liderinin otoriter rota tutturması aslında o Nazizm’den çok daha “ılımlı” (!) olan faşizmle bile karşılaştırılamaz.

Ne sözkonusu parti, ne de önderi ideolojik açıdan bu içi boş ve telaffuzu ucuz suçlamalarla bütünleşiyor. Böylesine benzetmeler ancak iftira olur ve cahilliğe tekabül eder.

Oysa evet, siyaset felsefesi bağlamında böyle bir ilinti var ve zaten de bunun için Carl Schmitt’e geliyorum.

***

ASLINDA koyu Katolik ve klasik anlamda bir gerici olan Westfalyalı entelektüel, özellikle 1932-1934 döneminde teorize ettiği kuramlarla hem Hitler’i iktidara taşıyan, hem de aynı iktidarı pekiştiren sürecin hukuki üstyapısını üretmişti.

Ama dediğim gibi, kariyerist hırsla partiye girse bile öyle su katılmamış Nazi değildi.

Hayatı ve şeyleri mutlaka ak-kara olarak değerlendirdiğinden bu rolü üstlendi.

Dolayısıyla siyaseti de daima ve daima “dost- düşman” kıstası ekseninde yorumladı.

Zaten “Politik İlâhiyat” diyerek devleti en zirvede fetiş kıldığı içindir ki, yukarıdaki hukuki teorizasyonu aynı devletin hem kurumları, hem de yurttaşları için geçerli saydı.

Yani basitleştirirsek, artık Recep Tayyip Erdoğan’ın da bütün retoriğini belirleyen “dost- düşman” kavramını; diğer bir deyişle “benden olmayan bana karşı demektir” genellemesini Schmitt bundan seksen yıl önce teoriye dönüştürmüştü ki, gerisini biliyoruz.

Fakat bitmedi…

***

BİTMEDİ, çünkü Alman hukukçunun yaklaşımlarıyla Cumhurbaşkanı’nın diğer bazı söylemleri arasındaki öteki benzerlikler de göz çıkartıyor.

Örneğin, Schmitt siyasi planda liberal demokrasiyi hakir görüyor ve reddediyordu.

Ama iş iktisadi düzenlemeye geldiğinde bu defa liberal tezleri sahipleniyordu.

Artı, aynı Schmitt’in o demokrasiye tanıdığı yegâne “hak” (!), kendisinin “şef” demekten kaçınmadığı ve aynı fetişle devletle özdeşleştirdiği cumhurbaşkanlığı –ki önce Hindenburg, sonra Hitler için geçerli saydı– için yapılacak halk oylamasıyla sınırlıydı.

Yani “plebisiter otoritarizm”i baş tacı ediyordu!

***

İMDİİ, yine ekonomide liberal ama demokraside otoriter Erdoğan’ın da plebisiter bir başkanlık sistemi hedeflediği düşünülürse, buradaki paralellik de tekrar göz çıkartmıyor mu?

Üstelik Carl Schmitt’in yapmış olduğu “yasallık- meşruluk” ayırımıyla, Cumhurbaşkanı’nın önceki gün ifade ettiği “Hukuk mu, kanun mu derseniz benim savunacağım şey hukuktur” sözü arasındaki derin ilişkiyi de eklemek gerekiyor.

Daha daha üstelik, “Politik İlâhiyat” kavramıyla siyaseti bir anlamda dinî misyonla donatmış olan Alman hukukçu ve filozof, kendisine de aynı misyonu vehmeden Recep Tayyip Erdoğan’ın “hissiyatına” yine seksen küsur yıl önce tercüman olmuş olmuyor mu?

***

EVET, öyle! Heyhat ki, öyle!

Cumhurbaşkanı muhtemelen farkında olmadan 20. yüzyıl totalitarizmlerinden birisine cevaz vermiş Carl Schmitt’in izinden yürüyor ki, bu rota hayra alâmet hedeflere vardırmıyor!

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Hadi Uluengin

Hadi Uluengin