Pazartesi , 2 Mart 2015
Anasayfa » Yazarlar » Sonun başlangıcı mı
Sonun başlangıcı mı

Sonun başlangıcı mı

Küsuratları saymıyorum.

Bu memleketin, çoğu müteahhit, aşağı yukarı 300 tane büyük kapitalisti;

AVM’ler yoluyla iç pazarına hızla egemen olmuş, çoğu yabancı, 300 tane markası;

Çoğu Avrasyacı ve AB düşmanı, 300 tane generali;

Çoğu çağdaş hukuktan nasibini almamış, 300 tane yüksek yargıcı;

Çoğu sol/ liberal görüş ve tecrübeden yoksun, esamisi de ancak Edirne’nin bu tarafında okunabilen 300 kadar entelektüeli;

ve altta kalanın canı çıksın sınıflarını temsilen,

âdetâ bu sıralamanın veznini bozmamak için, göçük altında kaldı mı bir defada 300’ü birden can veren,

milyonlarca da emekçisi vardır.

Bir de bunlara;

sistemin üstünde tıpkı manda tersine dikilmiş bir tüy gibi duran;

adına meclis denen ama meclis olmayan;

lâf olsun diye halkın temsilcisi denen;

ama halkı temsil etmek yerine, taptıkları en tepedeki kişiye ne pahasına olursa olsun hizmet vermekten başka işe yaramayan;

AKP’nin içerideki 300 kadar sözde vekilini de eklemek lâzım.

Ne ki,

oylamanın gizli olması nedeniyle korkunun bir nebze olsun yenilmesi yüzünden midir;

yoksa kimilerinde “utanmazlık istiap haddi” dolduğundan mıdır, nedir;

artık her ne olduysa oldu ve 13 sene sonra AKP’de ilk kez bu ölçüde bir çöküş yaşandı, geçen gün.

Bu böyle sürer gider mi, yoksa Erdoğan önlemlerini alır da yeniden toparlar mı, bilmiyorum!

Tek bildiğim; pervasızlıkta sınır tanımayan dar bir kadronun hiçbir belâdan kaçınmayacak kadar her şeyi fütursuzca göze almış olduğudur.

Şamil Tayyar ve Mehmet Metiner çapındaki kimseler, önümüzdeki dönemde “Bakanlar Kurulu”nun kimlerden oluşacağının sinyalini vermektedirler.

Onlar için “hadlerini aştılar” dendi.

Ben katılmıyorum.

O haddin tayini, bunu söyleyen Grup Başkan Vekilinde değildir.

Onlar, bir emrin ifasının görevlileridir.

Eğer AKP’li vekiller bir an için Hitler Almanya’sının ordu generallerine benzetilecek olsaydı, bunlar da onları denetleyen “Gestapo”ya karşılık gelirlerdi.

Erdoğan, kendine has devletini, kendine meftun halkını ve seçeneksiz kendi siyasetini inşa ederken;

bunu daha radikal yöntemlerle kotarabilmek için mevcut vekillerin büyük bölümünü Tayyar/ Metiner gibi gözü dönmüşlerle değiştireceğini açık ettikçe;

kopmalar, muhtemelen daha da hızlanacaktır.

Lâkin iş işten geçer mi, bilemem!

Zira bu ülkede bir gerçeği iş işten geçmeden görmek;

Görüp de olması gerekeni yapmak;

yahut kalkıp bunu erkenden yazmak, çizmek, söylemek;

bir sürü riskler içerir ve yapanın da başına bin türlü

dertler açar.

O yüzden böyle insanlar, ancak ruhları akrep sokmasına karşı efsunlu olanlardan;

çıkar ilişkilerinden uzak ve biraz da kelle koltukta gezen delişmenler arasından çıkar.

Bundan sonra yapılacak artık tek şey kalmıştır:

Türkiye’deki tüm Erdoğan muhalifleri, AKP iktidarını sandığa gömmek adına, haziran seçiminden sonraki değil, haziran seçiminden önceki bir koalisyon programıyla yan yana gelmek ve ülkenin beka sorununun bu olduğunu halka anlatmak zorundadırlar.

Haklarındaki hırsızlık ve yolsuzluk iddialarını dünyada duymayanın kalmadığı bir şaibeye, mahkemeye gitmek yerine bu denli katlanma rızası gösterilmiş olması, AKP’deki korkunun kimbilir daha ne bilinmeyenlere gebe olunduğuna çok açık bir delildir.

Halkın kafasına dank etmesi bakımından, seçimlere az kala bir tecellinin belki de böylesi bir hayrı vardır.

Bütün çırpınmalar ve oylamalar bitmiş, tam paçayı sıyırdıklarını düşündükleri bir anda sıra halkın sandıktaki kararına gelmiştir.

Madem öyledir, o hâlde bu meclis kararının “temyiz”i de pekâlâ halkın yeni refleksinde aranabilir.

AKP nasıl çatladıysa;

bu yoksul,

ve borç içinde yüzen,

ve fukaralığı her geçen gün daha da artan;

her geçen gün hem iç savaşına, hem de dış savaşına daha çok itilen;

kakılan,

ve aldatılan,

bu mazlum halk da çatlar, gerçeği görünce!

Yeter ki anlatabilin,

yeter ki bir imece başlatın,

yok edin sandıkta bu dehşet zulmünü!

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.