Çarşamba , 27 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Suriye’ye taarruz Erdoğan’ı kurtarır mı
Suriye’ye taarruz Erdoğan’ı kurtarır mı

Suriye’ye taarruz Erdoğan’ı kurtarır mı

Yapar mı, yapar!

 

Hiç kuşkum yok!

 

Tabii, güvenim de yok.

 

İktidardan düşmemek için, orduyu gözünü kırpmadan Suriye’ye de sokar, ülkeyi her türlü ateşe de atar.

 

Dün bizim gazetenin yazdığı gibi, CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin’in bu konudaki sarsıcı açıklamalarını hiç de yabana atılır bulmuyorum.

 

Ne diyordu Gürsel Tekin?

 

Erdoğan’ın en geç iki gün içerisinde orduyu Suriye’ye sokacağını iddia ediyordu.

 

Zaten gidiciliğinin yolu ufak ufak belirdiğinden beri,

 

minareler süngü, kubbeler miğfer

 

camiler kışlamız, müminler asker

 

diye meydan meydan eski şiirlere sarılması, 12-13 sene önceki yükseliş günlerine duyduğu özlemin hamasetlerle telafisinin umarsız çabaları değil mi?

 

O yüzden, kimsenin gözünün yaşına bakmaz; “Mahdut Hedefli bir Gösteri Harekâtı” şeklinde de olsa, sandıklar için ihtiyacı olan o sinerji uğruna, hiç tereddütsüz bu riski göze alır, bilesiniz.

 

Tek güvencim, TSK’nın yüksek komuta kademesi.

 

Onun siyasal çıkarlarına alet olmamak için, devlet terbiyesi çerçevesinde gösterilmiş dirençlerin varlığını, belki bugün sıradan gözlemlerle anlayamayıp ancak ilerideki kimi hatıratlardan öğreneceğimize, yağmuru önceden bilen romatizmalarım kadar eminim.

 

Nitekim, benzer bir tavrın sonuca yansıyan etkisini, son MGK Kararlarında da görmüyor muyuz?

 

Bir önceki yazımda, anımsarsanız, MGK toplantısına değinmiştim.

 

Fethullah Gülen Hareketi’ni, “legal görünümlü illegal yapı” şeklinde soyut bir tariften öteye götürememiş, ancak o kadarla tanımlanan bir suç örgütü yapabilmişlerdi.

 

Oysa onlara kalsa, adıyla sanıyla ve bir kaşık suda boğmak için var güçleriyle aynısını yazarlardı.

 

Bu denli sınırlanmalarının nedeni, kuruldaki generallerin iç politika kavgalarına karışmak istememelerinden, aksi hâlde muhalefet şerhi koyma eğilimlerinin baş göstereceği endişesinden başka ne olabilir ki?

 

Abdülkadir Selvi de dünkü yazısını buna ayırmış.

 

MGK Genel Sekreterliği artık ellerinde ya, oranın mutfağına elini kolunu sallayarak girebildiği pek de belli oluyor.

 

Paralel yapı’nın Kırmızı Kitap’ta nihayet yer aldığının müjdesini veriyor.

 

Fakat nüansları kaçırırsanız, olup bitenin inceliklerinin ayırdında olamazsınız.

 

MGK denince, neydi bizim demokratik hassasiyetimiz?

 

Ordunun eskiden bu kurul vasıtasıyla sivil siyasayı belirlemesi ve tıpkı Demokles’in Kılıcı gibi tepemizde sürekli asılı durması değil miydi?

 

Bakanların bile görmediği Kırmızı Kitabı biz, aslında askerlerin politik yol haritası olarak bilmez miydik?

 

Selvi ise şimdi, Paralel yapı ile mücadelenin sadece iç siyaset problemlerinden sorumlu olan İçişleri Bakanlığı seviyesinde kaldığını, özellikle savunma siyasetinden sorumlu TSK’nın, kaynağını Kırmızı Kitap’tan alan “TÜMAS- Türkiye’nin Milli Askeri Stratejisi” belgesine bile girmediğini; bu konuda ordunun hiçbir görevi olmadığını sakin bir dille geçiştiriyor.

 

Hâlbuki bunun, yüksek sesle haykırmayı gerektiren bir anlamı var!

 

Eğer Paralel yapı ile mücadele etmek sadece İçişleri Bakanlığı’nı ilgilendiren bir görev olacaktı ise, bu sorunu MGK toplantısına getirmeye ve yürütmenin doğal işlevlerini generallere de bulaştırmaya gerek mi vardı?

 

TSK’ya hiçbir görev verilmemesini, akılları sıra uyanıklık edip demokrat olmakla açıklamaya kalkarlarsa da, bu denli Anayasa çiğneyen bir Cumhurbaşkanı, o masaya bu konuyu getirmemek istese onu dahi yapamaz mıydı?

 

Demokrat olan, MGK toplantısını iple çekmez.

 

Dilediklerini Kırmızı Kitaba yazdırmak için elinden geleni ardına koymaz.

 

Bir zamanların koyu bir askerî vesayet aracına bu kadar bel bağlamaz.

 

Onu geri getirmek, yeniden canlandırmak için bu derece can atmaz.

 

Aksine, Erdoğan’ın amacı Fethullah Gülen’i askerlere de ezdirmekti, demek başaramadı.

 

Anlaşılan o ki, generaller alet olmaktan kaçınarak; “ne hâliniz varsa görün ama bizi karıştırmayın” demiş olmalılar.

 

MGK’dan ne elde ettiyse; girdiği takdirde, Suriye’de de onu bulacaktır.

 

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.