Salı , 2 Haziran 2015
Anasayfa » Yazarlar » Teneke çalacağım günler yakındır arkanızdan
Teneke çalacağım günler yakındır arkanızdan

Teneke çalacağım günler yakındır arkanızdan

Eğer bir milyon üç yüz bin kişiyi daha ilgilendirmeseydi, bu yazıyı bencilce bulabilirdiniz.

Ama değil!

Biliyor musunuz, tam bir buçuk ay sonra 66 bitecek, 67’ye gireceğim ama ben hâlâ emekli bile değilim.

Bir süre önce, ilgili yasanın çıkmasına engel olduklarını öğrendiğim Maliye Bakanlığı Müsteşarı Naci Ağbal’ı telefonla aradığımda, “bu yaşa geldiği hâlde hâlâ emekli olamamış insanlarımız mı var” diye hayretini gizleyememişti.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’e anlattığımda da “olur mu öyle şey; bugün cumartesi, pazartesi olsun akşama kadar netice alırız” dediğinden bu yana ise tam iki sene geçti.

Primleri ödenmiş yedi bin sekiz yüz küsur günüm olmasına rağmen, ilâveten borçlu göründüğüm için hiçbir işlem yapılamıyor. Devlete kalsa, ödeyip, on altı bin gün üzerinden emekli olmalıymışım.

Nihayet bu son torba yasa ile “on iki ayın üzerinde Bağ-Kur prim borcu gözükenlerin borçları silinecek”, böylece önümdeki o haksız engel kalkacak ve ben de herkes gibi emekli olmaya yeterli ödenmiş prim gün sayım olduğu için emekli olabilecektim.

Hattâ Başbakan Davutoğlu’nun, televizyonların verdiği AKP grup toplantılarından birinde, volümünü müsamere konumuna getirdiği o metalik sesiyle bunun müjdesini dahi vermişti.

Ama ne mümkün!

Çünkü buranın, toplumun mutluluğu için işlevsel bir araç olmaktan çıkıp amaç hâline gelmiş; artık sadece kendisine hizmet edilen tanrısal bir egemeni var.

Benim gibi bir milyon üç yüz bin yurttaşın değil, elbet de onun çıkarları galebe çalacak!

Nitekim öyle oldu ve halkın sesi olmaktan çoktan çıkmış bu Meclis, bizim yerimize, ne kendisinin ne de Sayıştay gibi anayasal kurumların denetleyebildiği onun örtülü ödeneğini esas aldı.

Üstelik bunu,

partinin bilinen yüzlerine değil de,

idamımızı âdetâ

zavallı bir çingenenin,

kıllı,

siyah bir örümceğe benzeyen eli

marifetiyle infaz ettirir gibi, seçim süreci nedeniyle üç günlüğüne bakan yaptıkları birine diyetini ödeterek, pusuya yatmış bir gece yarısı önergesiyle gerçekleştirdiler.

Bu bir avuç mütegallibenin çok paraya ihtiyaçları var, çok!

O yüzden devlete daima borçlu kalalım istiyorlar.

Gıllıgışlı işlere savuracakları paralar için yoksul insanların ya sağlık hizmetlerindeki ilaçlarından kısıyorlar, ya da açlık sınırının bile altında kalmış emekli maaşlarını onlara çok görüyorlar.

Tek düşündükleri, kendi ikballeri.

Kendi yandaşları.

Kendi çocukları.

İktidar oldukları bu süreçte utanmazca zenginleştiler.

O koltuklarda oturmasalardı kayıkları bile olamayacak tıynettekiler, gözlerimizin önünde hırsızlık ve yolsuzluk yaptılar.

Ne ki, siyasal konumlarından yararlanarak tasarruf ettikleri o paralar, irin gibi fitil fitil gelecektir burunlarından.

Gözlerine dizlerine duracaktır, göreceksiniz, eğer ilâhi adalet varsa bu dünyada!

Ama biz gene de işi Allah’a bırakmayıp, gelin şu AKP’yi sandığa gömelim.

Yakamızı kırk harami çetelerinden kurtaralım.

Yaptıkları bütün yasaları kaldıralım, yerlerine demokratik olanları koyalım.

Fantastik Amerikan filmlerinde dünyayı ele geçirmeyi plânlayan trajikomik figürler gibi kendi sarayında akla ziyan atraksiyonlara kalkışan bir Cumhurbaşkanlığı müessesesini yeniden Çankaya’ya taşıyarak, Erdoğan’ı anayasal yetkilerine döndürecek süreci Çin İmparatorlarının Saklı Sarayı’ndan ilhamla yürütelim.

Her şeyi bir adamın iradesine terk etmenin, tıpkı yere çakılan Alman uçağındaki gibi, kokpiti tek pilota bırakmak kadar felâket bir durum olduğunu n’olur artık anlayalım.

Ben bu yaşta sağlık hizmetlerinden dahi yararlanamıyorum.

Bunu benden çalanlara hakkımı helâl etmiyorum.

Söylenebilecek ne kadar ilenç varsa, işte öyle ileniyorum.

Ve benim çakır gözlerimin ilenci de hep tutmuştur.

Bunu da aklınızın bir köşesine koyun, bulunsun!

Bir acı yaşadığınızda beni hatırlarsınız!

[email protected]

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Namık Çınar

Namık Çınar
1949'da Tekirdağ'da doğdu. İlkokuldan sonra Selimiye Askeri Ortaokulu, Erzincan ve Kuleli Askeri Liseleri, Kara Harp Okulu ve Piyade Okulu'nda okudu. 12 Mart'ta teğmenken komünistlikle suçlanarak ordudan atıldı. Hakkında ceza davası açıldı. Genelkurmay Askeri Mahkemesinde yargılanıp aklanınca TSK’ya yeniden döndü. Fakat 12 Eylül rejiminin baskısıyla yüzbaşı iken istifa ederek ordudan tekrar ayrıldı. Ticaret yaptı. Subayken bir ara 'Sultanahmet İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi'nde okudu. Halen 'İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi' öğrencisidir. Beş yıldır da TARAF'ta yazıyor, bağımsız bir yazar olarak birikimlerini bir görev bilinciyle aktarıyor.