Cuma , 22 Mayıs 2015
Anasayfa » Yazarlar » Yeni bir etik
Yeni bir etik

Yeni bir etik

Holokost karşısında çağımızın etik ilkeleri sınanmış ve bunlar değer kaybına uğramış, aşınmıştı. O hâlde yeni bir etik.

Emmanuel Levinas ve Giorgio Agamben, Holokost sonrası bir etik arayışında olan, yeni bir etik tanımı verme girişiminde bulunan iki düşünür.

Levinas’ın post-Holokost etiği bir başka özneyle, ötekiyle ilişki, ötekine karşı sorumluluk üzerine kuruludur. Levinas’a göre etik sorumluluğu ötekinin çağrısı, daha doğrusu ötekinin yüzünün çağrısı doğurur. Konuşan ve bana bakan yüz beni sorumluluğa çağırır. Öteki’nin yüzü, bir başlangıç noktasıdır. Sınırsız bir sorumluluğun başlangıç noktası. Levinasçı anlamıyla etik ötekine karşı böyle bir sınırsız sorumluluğu onaylar.

Agamben’de ise esas olan tanıklıktır. Holokost’tan kurtulanların, toplama kamplarındaki, gaz odalarındaki kitlesel imhaya tanık olanların anlatımları. Ama kamplarda yaşananları anlatmanın, bu deneyimine tanıklık etmenin, bu deneyimi orada olmayanlarla paylaşmanın zorluğuna da dikkat çeker.

Kamplarda yaşanan sağ kalanlar açısından tek gerçek, hattâ gerçeği aşan ölçüde gerçektir. Aynı zamanda, orada olmayanların da tahayyül edemeyecekleri kadar gerçeği aşmaktadır. Hayatta kalanların tanıklığını güçleştiren budur. Tanıklık ettikleri öylesine gerçektir ki dışavurulması, orada hiç bulunmamış başkalarına anlatılması neredeyse imkânsızdır. Bu dehşet verici cinayetlere, ölümlere, artık hayatta olmayanların acılarına tanıklık etme sözkonusu olduğunda dilin kudreti de tükenir. Tanıklık imkânsızlaşır. Dilin gücünü yitirdiği, dilin giderek tükendiği yerde tanık artık anlaşılmaz sözler söyler.

Şu hâlde, Agamben’in karmaşık ve çok yönlü Holokost sonrası etiği dilin anlatma ve temsil gücüyle, yeni bir dil bulma sorunuyla bağlantılıdır. Yeni bir etik yeni bir dile gereksinir. Yeni bir etiğin kurucu dili sessizliğin kıyısına çekilmiştir.

Agamben etik ve hukukun ayrı alanlar, farklı kategoriler olduğuna dikkat çekiyor. Bu ayrımı yapmak ve korumak neden bu denli önemli? Hukuk suçlar, sanığı yargılar, onun hakkında hüküm verir. Ama sanılanın aksine, hukukun amacı adalet sağlamak değildir. Hukuk yargıyla ilgilenir. Yargı ise sadece birkaç sorumlu bulur, ama kurbanlar, mağdurlar açısından adaleti yerine getirmez. Bu adaletten bağımsız, ya da adaletle ancak zayıf bağlantısı olan bir yargıdır.(1) Hukukun amacı hakikatin doğrulanması da değildir.

Holokost sonrası etiğin temeli olarak tasarlanan tanıklığın böyle bir yargıyla, yargı gücüyle ilişkisi olamaz. Holokost’u salt hukukun, hem de adil olmayı hedeflemeyen bir hukukun alanında ele alamayız. Hukukun çözebileceği bir sorun değildir bu. Şu hâlde tanıkların sorumluğundan söz etmek de hayli tartışmalı bir konudur; çünkü, “sorumluluk üstlenmek etik değil, hukuksal bir davranıştır. Bu asil veya saygın bir şeyi değil, basitçe yükümlülüğü” ifade eder.(2)

Sorumluluğu hukukun alanı dışına çıkarma, etiğin alanına dâhil etme girişimlerine rastlanır. Agamben, bu konuda Eichmann örneği üstünde durur. Gerçekten Eichmann yargılanırken avukatı onun “Tanrı’nın nezdinde suçlu olduğunu, hukuksal açıdan ise suçlu olmadığını” dile getirmişti. Bununla müvekkilinin etik açıdan suçlanabileceğini ileri sürüyor, ancak yasal sonuçları üstlenmek istemiyordu. Gelgelelim, Agamben’in de belirttiği gibi, “zorunlu yasal sonuçları üstlenmeden siyasi ve ahlaki sorumluluk üstlenmek, her zaman güç sahibinin kibrini göstermiştir”.(3)

Agamben’in düşünceleri 1915 Ermeni soykırımı açısından da geçerli. Anadolu topraklarında gerçekleştirilmiş bu en büyük, en kanlı ve en kitlesel kıyımı da hukuksal kategoriler içine sığdırmak mümkün değil.

(1) G.Agamben, Tanık ve Arşiv: Auschwitz’den Artakalanlar, çev. A.İ.Başgül, Dipnot Yayınları, s.18

(2) A.g.e., s.22

(3) A.g.e., s.24

[email protected]

 

*

Not:

Geçmiş yazılara şu linkten ulaşabilirsiniz:

http://arsiv.taraf.com.tr

Etiketler:

Hakkında Halil Turhanlı

Halil Turhanlı